ataturk fabrika acilisinda225

Atatürk dört bir yana fabrika kurarken Özal ve Unakıtan ne yaptı?

Rabbim, Kemal Unakıtan için Cleveland derken, emekçi halkımız için, devlet hastaneleri, sağlık ocakları söz konusudur...

Büyüklerimiz, ustalarımız Cumhuriyet okullarına has üniformalar giyerek büyümüşlerdi. Hepsinin okul arması, şeridi diğerinden farklıydı. Kimisinde ay – yıldız, kimisinde bozkurt resmi, kimisinde lacivert şerit vardı. Sümerbank’ın pazeniyle, Nazilli’nin basmasıyla, Seka’nın kâğıdıyla, Alpullu’nun, Turhal’ın şekeriyle, Ereğli’nin, Karabük’ün, Seydişehir’in demiriyle, çeliğiyle, alüminyumuyla övünürlerdi. Coşkuyla Onuncu Yıl Marşı’nı söylerlerdi. Yurdu demir ağlarla örmenin gururunu yaşarlardı. Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle yaratmayı umut ederlerdi.

Kemalist Cumhuriyet’in başarısı, iddiası, gururu, başı dik tavrı hep göğüslerini kabartırdı onların. Atatürk’ün, “Vatanda endüstrinin gelişmesini sağlamayı, medeni bir millet olmanın temel taşı sayıyoruz” şeklindeki sözlerini, ülkemizi kalkındırmanın anayasası sayarlardı. Ulusal sanayiyi, milli kalkınma hamlesini büyük bir bilinç ve inançla desteklerlerdi. ABD’den ithal edilen kefen bezinin (Amerikan bezi de denir), Marsilya’dan gelen Frenk gömleği ve tuğlanın, Rusya’dan alınan şekerin, Anadolu’da üretilmesinden gurur duyarlardı. 

1929 Büyük Buhranı sonrasında gelen kamu ağırlıklı, planlı döneme uzanalım… 1934, Cumhuriyet’in sanayideki çok önemli atılımlarını yaptığı bir yıldı. Mayıs ayında Başbakan İsmet Paşa, Kayseri Dokuma Fabrikası’nın temelini atarken şöyle diyordu:

“Türk İnkılâbının inandırıcı ve hakiki manasını hiç hatırdan çıkarmamalıyız. Bu, yeni iş ailesinin ve fabrikalar mecmuasının verdiği mânâ olacaktır. Memleketin kurtuluş hareketinde en inandırıcı delil, fabrikaları kurup işletmekte gösterdiğimiz hizmet ve liyakat olacaktır”

Aynı yıl Ağustos ayında Paşabahçe Cam, Keçiborlu Kükürt, Isparta Gülyağı, Konya Ereğlisi Dokuma, İzmit Kâğıt fabrikalarının temeli atıldı. Ekim ayında Turhal Şeker Fabrikası ile Bakırköy Bez Fabrikası açıldı. Bu tesisler, sadece üretim kurumu değillerdi. Aynı zamanda uluslaşma, toplumsallaşma, uygarlaşma, aydınlanma ocaklarıydı. Tiyatro, müzik, folklor kolu, koro vardı bünyelerinde. Ağaçlandırma çalışmaları yaparlardı. Bataklıkları kurutur, yeşil alana çevirirlerdi. Bünyelerinde kütüphane kurar, okullar, yurtlar, sağlık ocakları açarlardı. Spor takımlarına, o günlerin deyimiyle “idman yurtlarına” öncülük ederlerdi. Geceler, balolar, kermesler düzenlerlerdi. 

ATATÜRK’ÜN KURDUĞU DEVLET İŞLETMELERİ…

Atatürk, devlet işletmelerini Anadolu içinde yaygın olarak oluşturmuştur. Çünkü sanayileşme sırasında nüfusun büyük şehirlere yığılacağını, bunun da içinden çıkılması güç toplumsal maliyetler yaratacağını görmüştür. Basma fabrikası Aydın’ın Nazilli ilçesinde; şeker fabrikalarının üçü Alpullu, Turhal, Uşak gibi üç ilçede açılmıştır. Malatya, Sivas, Kayseri’de çeşitli sanayi tesisleri kurulmuştur. Ağır sanayi merkezi olarak iki yer seçilmiştir: Kırıkkale ve Karabük… Diğer sebeplerinin yanında, bu tesislerin yurt sathına yayılmasının nedenlerinden biri de şudur: Başta deprem olmak üzere doğal afetlere, kazalara karşı sanayi tesislerinin büyük bölümünün aynı anda yıkıma uğraması engellenmiştir. Bunun ne kadar doğru bir planlama ve tercih olduğunu Türkiye, 17 Ağustos 1999 depreminde çok acı tecrübelerle yaşamıştır. Bütün sanayi tesislerini Sakarya, Kocaeli, İstanbul, Bursa, Trakya bölgesine yığınca, deprem sanayiyi, ekonomiyi çok ağır biçimde tahrip etmiştir.

Dahası var. Erken Cumhuriyet döneminde sanayi tesislerini yurt sathına yayan politika sayesinde, büyük kentlerde rant peşinde koşanların önü kesilmiştir. Sivas, Eskişehir, Malatya, Adana, Kayseri gibi kentlerde işçi ve memurlara, o günün olanakları içinde konforu esirgemeyen bir yöntemle kurulan tesisler sayesinde halkımız sosyalleşmiş, çağdaş yaşam örnekleriyle tanışmıştır. Devrimci öncüler şunu görmüştür: Devletçilik denince planlama kaçınılmazdır. Devletçilik yoksa laiklik de, devrimcilik de, bağımsızlık da yoktur. Cumhuriyet demek, aynı zamanda, kamuculuk ve planlama demektir…  

TURGUT ÖZAL VE KEMAL UNAKITAN NELER YAPTI ?

12 Eylül 1980 ABD destekli darbesi, o döneme dek merkez sağ hükümetlerin, Milliyetçi Cephe hükümetlerinin bile yapamadığını, göze alamadığını yapmıştır. Türk – İslam sentezci siyasal program; ustamız, Cumhuriyet Devrimi şehidimiz Uğur Mumcu’nun sözleriyle ekonomik alanda şöyle tamamlanmıştır: “Türk ekonomisinin liberalizasyonu, Türk Lirası’nın dolarizasyonu”. 24 Ocak Kararları’nın mimarı olan Turgut Özal, darbecilerin gözde bürokratı, darbe hükümetinin başbakan yardımcısıdır. Özelleştirme hırsı büyüktür. Onunla birlikte kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler) gözden düşürülmeye, tasfiye edilmeye, kapatılmaya, elden çıkarılmaya başlanmıştır. En büyük, en kârlı, en stratejik olanları, özellikle satılmak, kapatılmak istenmiştir.

Mevcut iktidar blokunun önemli isimlerinden, ağabeylerinden olan Kemal Unakıtan’ın Sümerbank’a, Etibank’a ilişkin sözlerini anımsayalım: “Adlarını tarihten sileceğiz”… Eşi Ahsen Unakıtan’ın üzerinde ABD bayrağı baskılı tişörtü, kocasının sağlık durumu ve ameliyatı için “Rabbim Cleveland dedi” şeklindeki sözleri hafızalarımızdadır. ABD’nin Türkiye’ye dayattığı siyasi, iktisadi, toplumsal modeli, Türk – İslam sentezi programını, bunlarla bütünleşen özelleştirmeleri çok güzel simgeleyen bir görüntüdür.

Dahası var. Rabbim, Kemal Unakıtan için Cleveland derken, emekçi halkımız için, devlet hastaneleri, sağlık ocakları söz konusudur. Egemenlerimiz villalarda yaşarken, çocuklarını yurt dışında okuturken, emekçilerimiz için kent çeperleri, emekçi çocuklarımız için ise işsizlik, yoksulluk geçerlidir. Cumhuriyet’in halkçı – devletçi ekonomi anlayışından, planlama geleneğinden uzaklaştıkça, büyük kentlerde ölçüsüz bir nüfus yığılmıştır. Kent rantı ekonomiyi, siyaseti esir almıştır. Güneydoğu’daki sorunun çözümü güçleşmiştir. Çünkü bölgeye yapılan yatırımların sayısı ve verimliliği düşmüştür. İşsizlik çığ gibi büyümüştür. Devlet sanayi tesisi kurmadığından, özel sektör de kâr peşinde olduğundan, Anadolu sanayisizleşmiştir. Bu durum demiryollarını gözden düşürmüş, denizyollarına yatırım yapılmasını engellemiştir. Enerjide, özellikle petrol ve doğalgazda, zaten dışa bağımlı olan Türkiye’nin bağımlılığı artmış, bu durum kaçınılmaz olarak ekonomiye, dış politikaya ve ulusal güvenliğe yansımıştır.

Sözün Özü: Ağzına emek, sınıf, sömürü, aydınlanma, bağımsızlık, antiemperyalizm, bütüncül kalkınma, mazlum milletler, kamuculuk, toplumculuk, halkçılık kavramlarını almayanlar, ne Atatürkçü, ne Cumhuriyetçi, ne solcu olabilirler. 

Barış DOSTER – 02 Şubat 2018 – Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

21°C

Istanbul