baris doster

ABD ÖSO hakkında ne düşünüyor?

Türkiye’nin Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekâtı, sadece ulusal ölçekte değil, bölgesel ve küresel ölçekte de çok tartışılıyor.

Haklı, doğru ve meşru olan harekâtın, askeri başarısını taçlandırmak için siyasi ve stratejik hedefinin doğru saptanması, hem Türkiye hem bölge ülkeleri için yaşamsal önemde. Nedenlerini sıralayalım…

1) Harekât, bir anlamda Fırat Kalkanı Harekâtı’nın devamı. Fırat Kalkanı da, haklı, doğru ve meşru idi. Ancak eksiği şuydu: Gecikmişti ve siyasi hedefi belirsizdi. Gecikmesinin iç ve dış siyasetten kaynaklanan sebepleri vardı. Siyasi hedef belirsizliği ise Türkiye’nin bir türlü Suriye rejimiyle doğrudan, aracısız, açıktan temas kurmak istememesinden ve ABD emperyalizmine karşı tavır alamamasından kaynaklanıyordu. Zeytin Dalı Harekâtı da doğru, haklı ve meşru. Zamanlama olarak da fazla gecikmedi. Ancak siyasi ve stratejik hedefi belirsiz. Siyasi hedefi; Suriye rejimiyle görüşmek, stratejik hedefi ise ABD’nin bölmek istediği dört bölge ülkesini (Türkiye, İran, Irak, Suriye), ortak tehdide, ortak tehdit kaynağına karşı, birlikte davranmaya yöneltmek olmalı. Bu konuda öncülük etmek Türkiye’ye düşer.

2) Hatalar öğretmenimizdir. Ders almak gerekir. Dört bölge ülkesi de, yakın zamana kadar birbirleriyle ilişkilerinde yanlış adımlar attılar. Birbirlerine karşı, başka ülkelerle, büyük güçlerle ittifak yaptılar. Emperyalist projelere destek verdiler. Kendimizden örnek verirsek, Türkiye’nin Suriye politikasının yanlış olduğunu bizzat Başbakan Yıldırım itiraf etti. Türkiye, son dönemde Astana Zirvesi’yle, Soçi Zirvesi’yle bölge güçleriyle, Rusya ve İran’la birlikte davranıyor. Suriye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliğinin garantörü olduğunu söylüyor. Ama aynı Türkiye bir yandan da Suriye’ye ilişkin cihat söylemini dillendiriyor. “Suriye topraklarına kaymakam tayin ettik, belediye görevlisi atadık” diyor. Bu üsluba dikkat etmek gerek. Suriye’de nasıl yorumlanacağını, nasıl algılanacağını hesaplamak şart…

DİPLOMASİDE ÜSLUP ÖNEMLİDİR..

3) AKP’nin Suriye politikasını eleştirmek, bu yanlış politikanın Suriye meselesinin bu hale gelmesinde önemli pay sahibi olduğunu vurgulamak başka; Zeytin Dalı Harekâtı’na karşı çıkmak başkadır. İkisini birbirinden ayırmak gerek. Hiçbir ciddi devlet, sınırında emperyalist bir gücün güdümünde bir terör örgütünün koridor açmasına, kendi topraklarına yönelik terör eylemleri düzenlemesine izin vermez. İktidarda AKP olmasaydı da, Suriye politikasında yanlışlar yapılmasaydı da, Afrin Harekâtı’nın yapılması zorunluydu. İktidarın yaptığı yanlışlar, harekâtın çapını, kapsamını, süresini uzatmış, bölgesel ittifaklarla gerçekleşmesini engelledi.

4) Türkiye, Afrin’de gerçekte PKK – PYD terör örgütüyle değil, ABD emperyalizmiyle savaşıyor. Terör örgütüne yollanan 5 bin tır silah, teröristlerden kurulmak istenen 30 bin kişilik ordu da bunun kanıtı. Bu silahlar, bu ordu, ABD’nin kurmak istediği Kürt devletinin altyapısına yönelik. 

5) Hep vurguluyoruz: Günümüzde ülkeler arasında ittifaklar stratejik değil, taktik düzeyde yapılıyor. Uzun vadeli değil, kısa vadeli yapılıyor. Çok kapsamlı değil, konu – sorun bazlı yapılıyor. Paktlar, bloklar arası değil, ikili ilişkiler yeğleniyor. Sahadaki gelişmeler diplomasiye, müzakere masasına anında yansıyor. Dengeler hızla değişiyor. Bu gerçeklere göre davranmak gerekiyor.

ABD’NİN ÖSO’YLA İLİŞKİSİ NASIL?

6) Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) ilişkin kimi kaygıları dillendirmek başka, Zeytin Dalı Harekâtı’na karşı çıkmak başkadır. ÖSO’nun Fırat Kalkanı Harekâtı’nda yapısına ve savaşma kabiliyetinin sınırlarına dikkat çekenler, bizzat askerlerdi. Mehmetçiğin büyük kahramanlık ve yiğitlikle ele geçirdiği ve tutması için ÖSO’ya teslim ettiği bir mevziyi, ÖSO sahip çıkamadığından, Türk Ordusu 3 kez ele geçirmek zorunda kaldı. Bunu da yine askerler açıkladı. Niçin böyle oldu? Şundan: ÖSO mensupları a) PKK – PYD terör örgütü safına geçtiler. b) IŞİD terör örgütüne katıldılar. c) Suriye Ordusu’nun safına geçtiler. d) Silahlarını satıp firar ettiler. Bunları da bizzat askerler açıkladı. Basında defalarca haber oldu. Saygı Öztürk, Sözcü gazetesinde bu konuda çok önemli yazılar yazdı. (Misal: “Suriye’de askerimizi sattılar”, 02. 07. 2017. Misal: “Mehmetçik alıyor, ÖSO satıyor”, 30. 12. 2016). O nedenle her ÖSO eleştirisini, “vatan hainliği” olarak yorumlamak doğru değil.

7) ÖSO’nun ABD tarafından korunan, kollanan, eğitilip donatılan bir güç olması da, üzerinde durulması gereken bir konu. Bir yandan gerçekte ABD emperyalizmine karşı mücadele edip, bir yandan da ABD tarafından desteklenen bir güçle ittifak yapmak sıkıntı yaratabilir. Ama esas yanıtı zor olan soru şu: Türkiye; Suriye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliğini savunurken, Suriye’yle doğrudan ve açıktan teması yüksek sesle dillendirirken, Suriye’nin “terör örgütü” olarak tanımladığı ÖSO ile birlikte hareket etmek, Türkiye’nin elini ne ölçüde güçlendirip ne kadar zayıflatır? 

8) Afrin, Rusya’nın inisiyatif alanındaydı. Rusya askerini çekti, harekâtın önünü açtı. İran harekâta itiraz etmedi. Suriye, diplomatik olarak, öyle gerektiği için, harekâta tepki gösterse de (aksi mümkün değil), nesnel olarak, olgusal olarak şunu gördü: Harekât ile Türkiye, Suriye’nin düşman dediği, vatan haini olarak gördüğü bir gücü, PKK – PYD terör örgütünü etkisiz hale getiriyor. Yani, Suriye Ordusu’nun yapması gerekeni, yapmak zorunda kalacağı işi, Türk Ordusu yapıyor. Menbiç ABD’nin nüfuz alanında. ABD Menbiç’i boşaltmayacağını açıkladı. Nitekim Trump sıkça, “Obama döneminde Irak’tan çekilmek hataydı. Ben aynı hatayı Suriye’de yapmayacağım” diyerek, Suriye’de kalıcı olduğunu söylüyor. ABD’nin Suriye’de halen 14 üssü var.

9) ABD; IŞİD, PKK – PYD terör örgütlerini destekliyor. IŞİD’in boşalttığı alana PKK – PYD’yi yerleştiriyor. Rakka’yı IŞİD’in elinden almak için PKK – PYD’yi kullandı. IŞİD teröristlerinin Rakka’dan çıkmasında da PKK teröristlerini rehber, mihmandar olarak kullandı. Dört bölge ülkesini bölerek Akdeniz’e uzatmak istediği terör koridorunun (Amerikan koridorunun), yani stratejik hedefinin piyonları, bu terör örgütleridir.  

10) ABD’yle bu kadar büyük gerilim yaşarken İncirlik Üssü’nün kapatılması önemli bir kozdur. Türkiye geçmişte, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD’den silah ambargosu gelince, 1975’te tüm üslerle birlikte İncirlik Üssü’nü de kapatmıştı. O dönem başbakan Demirel idi. ABD ambargoyu 1978’de kaldırdı, üsler de 12 Eylül ABD destekli darbesinden hemen sonra, Kasım 1980’de açıldı.  

Sözün Özü: Emperyalizmle mücadele çok yönlü yapılır. Onun yolu da Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i sahiplenmekten geçer.

Barış DOSTER – 31 Ocak 2018 – Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Rain

16°C

Istanbul