amerika stratejik dusman

NATO'yu da İncirlik'i de sorgulamanın tam sırası!

Dünyada ve bölgemizde hızlı gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye’de payına düşeni fazlasıyla alıyor. Bu ortamda konumumuzu ve hedefimizi daha doğru saptamak için, önce olguları sıralayalım.

Suudi Arabistan’daki büyük iç gerilim dikkat çekiyor. Bakanlar, bürokratlar, prensler, iş adamları tutuklandı. Mallarına, paralarına el kondu. Ekim 2017’de bin kişilik bir heyetle Rusya’ya giden, Rusya’yla enerji anlaşmaları imzalayan, S 400 füzesi alan Suudi Arabistan kralının, kısa zaman içinde tahttan çekileceği konuşuluyor. Suudi Arabistan; bizzat kendisinin desteklediği Suriye muhalefetinin önemli isimlerini, yolsuzluk nedeniyle hapse atıyor. Bir anlamda Suriye sahasındaki yenilgiyi kabul ediyor. Suriye’de kullandığı adamlarını satmaya, tasfiye etmeye başlıyor. 

Katar bir süredir yakınlaştığı İran’la arasına mesafe koymaya başladı, usulca.

Ürdün Suriye’yle temaslara başladı. Şam’a meclis heyeti yolladı.

Lübnan başbakanı Hariri, Suudi Arabistan’da rehin tutuldu, istifa etti, Fransa’ya gitti. Lübnan dışişleri, “Rusya’yla enerji anlaşması imzalamamamız için bize baskı yapılıyor” diye açıklama yaptı.

İsrail, gelişmelerden memnun. Suudi Arabistan müftüsünün, “İsrail’e karşı savaşmak caiz değil” şeklindeki fetvasından hoşnut. Öyle ki İsrail genelkurmay başkanı, Suudi Arabistan’a, İran’a karşı işbirliği teklifinde bulundu.  

İran; bölgede inisiyatifini daha da artırıyor.

Irak’ta Bağdat merkezi hükümetinin başbakanı Haydar el İbadi’nin eli, İran’la arası çok iyi olmasa da güçleniyor. Kuzey Irak’ta ise Barzani Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan oldu.

Rusya’nın ağırlığı artıyor. Türkiye üzerindeki nüfuzu da öyle. 

LÜBNAN YENİ REKABET ALANI MI?

Gelişmeler; Yemen ve Suriye’den sonra Lübnan’ın da emperyalizmin ve bölgedeki uzantılarının yeni bir oyununa sahne olacağını gösterdi. ABD; Şii – Sünni, Fars – Arap kavgası çıkarmak için, Suudi Arabistan’ı ve Körfez ülkelerini cepheye sürüyor. İsrail de bu blok içinde elbette. Karşı tarafta ise İran, Suriye, Lübnan Hizbullahı var.

ABD’nin Afganistan’dan asker çekmekten vazgeçmesi, dahası ek kuvvet yollaması da, Rusya ve Çin’e karşı Asya’da yeni tertiplere hazırlandığını kanıtlıyor. Resmi açıklamalara göre Afganistan’da 9 bin kadar askeri olan (resmi olmayan kaynaklar en az 13 bin ABD askerinden bahsediyor) ABD, Afganistan’da istikrarsızlık sürdükçe, bunun kaçınılmaz olarak Pakistan’ı etkileyeceğini görüyor. Ayrıca Hindistan ve İran’ın da bu yolla, Afganistan üzerinden baskılanacağını biliyor. Çin ile Hindistan, Hindistan ile Pakistan arasında yeni gerilimlerin çıkması için çabalıyor ABD. Afganistan’ın ŞİÖ’de diyalog ortağı olduğunu, 2017’de Pakistan ve Hindistan’ın ŞİÖ üyesi olduklarını anımsatalım.

ABD, NATO ÜZERİNDEN MESAJ VERDİ!

Türkiye’nin Rusya ve İran’la yakınlaşmasına karşı, ABD NATO tatbikatında mesaj verdi. Büyük önder Atatürk ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resimleri tatbikatta hedef olarak gösterildi. Türkiye’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığı, Rusya’yla son dönem gelişen ilişkiler ve S 400 füzeleri üzerinden Rusya’nın savunma ve güvenliğimiz üzerinde de artan etkisi, şüphesiz ABD’nin dikkatinden kaçmamıştır. Keza Türkiye, İran’ın da Suriye sahasındaki ağırlığını kabul ediyor. Adımlarını da bu gerçeklere göre atıyor. ABD ile Türkiye arasında yaşanan yüksek gerilim de, Ankara’nın Moskova ve Tahran ile yakınlaşmasını hızlandıran nedenler arasında.

Başbakan Yıldırım ABD gezisinden eli boş döndü. Reza Sarraf davasının geldiği boyut, ABD’nin FETÖ ve PKK – PYD terör örgütlerine verdiği açık destek, koruma krizi, bir süre için konulan vize yasağı, Zafer Çağlayan hakkındaki tutuklama kararı, korumalar için sipariş edilen silahların satışından vazgeçilmesi, 15 Temmuz darbe girişimine verilen destek, önemli anlaşmazlıklardan sadece birkaçı.

ABD’nin FETÖ’yü iade etmeyeceğini bilmek, bir gün iade etmeye karar verirse de, karşılığında Türkiye’den hangi büyük ödünleri koparacağını hesaplamak gerekiyor. Çünkü ABD, Türkiye’de deşifre olsa da, FETÖ’nün emperyalizmin ihtiyaçları açısından halen Balkanlar ve Afrika’da işlevsel bir aparat olduğunu biliyor.

ABD; Rakka’da birbirine karşı kullandığı, ikisi de kendi güdümünde olan terör örgütleri IŞİD ve PKK – PYD arasında ateşkes sağladı. Öyle ki, IŞİD’in tahliyesine PKK – PYD nezaret etti. ABD bu hamlelerle, Türkiye’yi açıktan Kuzey Kore, Suriye, İran, Venezüella ve Küba ile birlikte anmasa da, fiilen Türkiye’yi bu ülkelerle birlikte hedefe koydu. Bu ülkeleri ötekileştirirken, düşmanlaştırırken, şeytanlaştırırken, Türkiye’ye karşı düşmanca tutumunu da sertleştirdi.   

Gelişmeler bir kez daha şunu gösterdi: Günümüzde ülkeler arasında stratejik düzeyde, uzun vadeli, yapısal, çok kapsamlı ittifaklar tercih edilmiyor. Taktik düzeyde, kısa vadeli, esnek, ritmik, dinamik, enerjik, sahadaki gelişmelere göre hızla şekillenen ittifaklar yeğleniyor. Ülkeler, bütün ilişkileri tek bir sepete koymadıklarından, farklı raflara, farklı kompartımanlara koyduklarından, bir konuda işbirliği yaparken, diğer konuda rakip olduklarından, kendilerini bağlayan, sınırlayan ittifaklardan uzak duruyorlar, haklı olarak. Türkiye, Suriye ve Irak konusunda uzun süre yaptığı büyük hataları, son dönemde attığı adımlarla telafi etmeye çalışsa da, zorlanıyor. Çünkü kuraldır, stratejik hedef yanlış ise taktik adımların doğru olması işe yaramaz.

Kıssadan Hisse: Truman Doktrini’ni, Marshall Yardımı’nı, Fulbright komisyonunu, ABD malı süt tozunu, Kore’ye asker yollamayı, İncirlik Üssü’nü, NATO üyeliğini sorgulamamanın bedelini ödüyor Türkiye.

Barış DOSTER – 21 Kasım 2017 – Odatv

Yazarlar

Mostly sunny

15°C

Istanbul