baris doster

Dış politikada hamaset, hezimet getirir!

“Ben, siyasal sorunları da askeri durumlar gibi harita üzerinden incelerim” diyen Atatürk’ün bölge merkezli politikasına dönülmelidir...

Türkiye’nin Suriye konusundaki sıkışmışlığı, Rusya’ya yaklaşsa da ABD etkisinden tam olarak kurtulamaması, diplomasideki üsluba da yansıyor. Diplomatik bir dille, önü arkası hesap edilmiş, güç unsurları ile desteklenen açıklamalar yerine, hamaset öne çıkıyor. Üst perdeden konuşan, ama gereğini yerine getirmekten aciz bir durum söz konusu. Oysa diplomasinin köklü, oturmuş kuralları vardır. Misal; kararlı ve tutarlı bir tepki vermek için, ilk önce protesto notası verilir. Böylece, yapılan haksızlık kayda geçirilir. Sonrasında ise karşı tarafın büyükelçisini dışişlerine çağırıp tepkinizi bildirmekten, kendi büyükelçinizi merkeze çağırmaya, devamında gerekirse temsil düzeyini düşürmeye kadar bir dizi seçenek masada tutulur. Konunun ısrarlı takipçisi olunur. Gerekirse, mesele uluslararası kuruluşlara götürülür. Kısacası diplomasinin tüm olanakları ve incelikleri kullanılır.

Türkiye’nin Almanya ve Hollanda’ya karşı kullandığı dil işe yaramadı. Yunanistan’a, işgal ettiği 18 adamız nedeniyle bir türlü tepki veremiyoruz. Her adacığın bir karasuları olduğu dikkate alınırsa, Türkiye’nin kaybının ne kadar büyük olduğu daha iyi görülür. Konunun ısrarlı takipçisi Ümit Yalım sürekli uyarıyor. Suriye’de “Eyyy!” diye başlayan üslup boşa düştü. Türkiye, Rusya ve İran’la birlikte Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantörü oldu. Siyasi çözümü kabul etti. Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumuna hazırlanan Barzani’ye karşı cılız, etkisiz bir tepki verildi. Irak’ın kuzeyinde Kürt koridoruna razı olan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde de Kürt özerkliğini kabule hazırlanıyor. Üst düzey CIA görevlisi olan, iktidarın akıl hocaları arasında bulunan, açılım sürecinde fikirlerine başvurulan, birkaç yıl önce de “AKP ve cemaat eliyle Türk Ordusu’nu kafesledik” diyen Henri Barkey demişti zaten, Irak ve Suriye’deki duruma alışması gerektiğini. Barkey’in başka neler karıştırdığını 15 Temmuz gecesinden de biliyoruz.

Türkiye güneyinden kuşatıldı, biri Irak, diğeri Kıbrıs... ABD ve İsrail bu iki bölgede etkili. Rusya’nın nüfuzu ortada. İngiltere, Barzani ile harita başında fotoğraf verdi dünyaya. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde iki üssü olan, bu sayede Rusya’dan Süveyş Kanalı’na dek geniş bir bölgeyi gözetleyen İngiltere, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra pek çok yerden çekildiği halde, Kıbrıs’tan çekilmedi. Çekilmez de. Türkiye ve KKTC’de ise Kıbrıs’tan çekilmeyi önerenler var. Çevresi enerji zengini olan Kıbrıs’tan çekilen Türkiye, büyük güvenlik zaafı yaşar. 18 adamızı işgal eden Yunanistan’ın Ege Denizi’nde yarattığı fiili durumu kabullenen Türkiye’nin Kıbrıs’tan da çekilmesi, Türkiye’nin elini kolunu bağlar. Suriye ve Irak’ta yapılan hatalar nedeniyle Arap dünyasıyla bağları büyük oranda kopan Türkiye, tamamen karaya sıkışır.    

KONULARI HARİTA BAŞINDA DÜŞÜNMELİ !

Vurgulamakta yarar var: Kürt devleti, ABD emperyalizminin projesi. Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin bölünmesiyle kurulacak Kürt devleti, bölgeye huzur, istikrar getirmez. ABD’nin uydusu, piyonu, koçbaşı olur. İsrail’in güdümünde davranır. Bölgeyi etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden daha çok böler. ABD’nin Irak’ta Barzani’ye, Suriye’de PKK – PYD – YPG terör örgütüne verdiği desteğin amacı budur. Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı’na karşı çıkan ABD, 2008’de de Irak’ın kuzeyinde PKK terör örgütüne yönelik kara harekâtına karşı çıkmıştı. Türkiye’nin ABD bağımlılığından kopamaması nedeniyle, Kandil artık Sincar’da da etkili. Suriye lideri Esad’ı deviremeyen ABD, kendine müttefik olarak Suriye’de PKK – PYD – YPG terör örgütünü, Kuzey Irak’ta ise Barzani’yi ve PKK’yı seçti…

Dikkat edelim. Suriye’de kurulmak istenen güvenli bölgeler, hızla terör örgütlerinin nüfuz bölgelerine dönüşür. Bu da önce federal yapı doğurur. Sonra Suriye’nin bölünmesine zemin hazırlar. ABD, Rusya ve Türkiye güvenli bölgelere taraftar, İran ise karşı, Suriye’de federal bir yapıya sıcak bakmıyor. Çatışmasızlık bölgesi, güvenli bölge, güvenlik koridoru, tampon bölge, uçuşa yasak bölge için ısrar etmek yerine, Türkiye – Suriye sınırını güvenli hale getirmek, teröristlerin geçişini önlemek en doğru adımdır. Suriye’de ABD’nin 12, Rusya’nın 4, İran’ın 1 üs sahibi olduğu düşünülürse, Suriye’yle 911 kilometre sınırı olan Türkiye’nin durumu daha net anlaşılır.

Bunun dışındaki çabalar sonuçsuzdur. Hele de Irak ve Suriye’nin kuzeyiyle bütünleşmeyi savunmak, intihardır. Böyle düşünenlerin şu temel bilgileri öğrenmeleri gerekir: Bir başkasının toprağını ele geçirmek, işgaldir. İşgal kalıcı, kapsamlı, çok yönlü olursa istiladır. Bunları emperyalistler yapar. Afganistan, Irak bunun somut kanıtıdır. Bir başka ülkenin toprağını, kendi topraklarına katmak, ilhaktır. Rusya’nın Kırım’da yaptığı budur. Bir başka ülkeye gönüllü olarak katılmak, iltihaktır. 1939’da Hatay, Türkiye’ye iltihak etmiştir.

SURİYE’DEKİ CEPHELEŞME!

Türkiye, Suriye siyasetini değiştirmeli. Bölge güçleriyle birlikte davranmalı. Suriye’de ABD, Rusya’nın üstünlüğünü kabul etti. Suriye’deki rejim karşıtı radikal terörist örgütlerin büyük bölümüne yardımı kestiğini açıkladı. Trump, ülkesinin bu örgütlere verdiği desteğin sorumsuz, hesapsız, savurgan olduğunu söyledi. Suriye’nin güneybatısında Rusya’yla anlaştı, çatışmasızlık bölgeleri oluşturulması için. Sonuçta Suriye ordusunun eli kuvvetlendi.

Anımsatalım; Türkiye ile Rusya arasındaki uçak krizi 24 Kasım 2015’te yaşandı. 8 ay sonra ilişkiler düzelmeye başladı. 2016 Aralık ayında Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Karlov Ankara’da öldürüldü. Bu cinayetle amaç; hem Suriye’deki en etkili ülke olan Rusya’ya mesaj vermek, hem Türkiye – Rusya ilişkilerinin gelişmesini baltalamaktı. Cinayetin ertesi günü, Moskova’da Rusya, Türkiye ve İran dışişleri bakanları toplandı. Türkiye masaya eli zayıf, mahcup oturdu. İzleyen süreçte Rusya’nın üstünlüğünü kabul etti. Bu yönde adımlar attı. Rusya ve İran’la birlikte, Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantörü oldu. Siyasi çözümde kararlı olduğunu ilan etti.

Mart 2011’de Suriye karıştığından beri Baas rejimini destekleyen, Eylül 2015’ten itibaren hava kuvvetleriyle de sahada olan Rusya, başarılı bir diplomasiyle de süreci yönlendiriyor. İlaveten İran’ın desteği, Suriye lideri Esad’ın halkından aldığı destek, sahada etkili bir güç olan Hizbullah’ın desteği önemli. Rusya, Türkiye’nin bölgede yalnızlaşmasını ve Batıyla yaşadığı gerilimi de kullanıyor. Türkiye ise Suriye konusunda ABD ekseninden tam olarak kopamıyor. Ama ABD’yle gerilim yaşaması ve Rusya’yla yakınlaşması, ABD’nin Suriye’de elini bir ölçüde zayıflatıyor. ABD’nin diğer müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Katar’ın, Haziran 2017’den beri kendi aralarında gerilim yaşaması da, Suriye meselesinde ABD’yi olumsuz etkiliyor.

Kıssadan Hisse: “Ben, siyasal sorunları da askeri durumlar gibi harita üzerinden incelerim” diyen Atatürk’ün bölge merkezli politikasına dönülmelidir.

Barış DOSTER – 15 Eylül 2017 - Odatv

Yazarlar

Partly cloudy

12°C

Istanbul