macron ve trump1 1

Macron’un arayışları...

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cumhurbaşkanlığı koltuğunda bir yılını doldurdu.

Macron öncesi Fransa, Sosyal Demokrat François Hollande’ın cumhurbaşkanlığında ve Sosyal Liberal Manuel Valls’ın başbakanlığında Atlantik cephesine teslim olmuş, Sahra Altı, Kuzey Afrika ve Batı Asya’da at koşturuyordu. Sarkozy de öyleydi; Hollande, Amerikancı Sarkozy’yi takip etti.

Fransız halkı dışarda Atlantikçi, içerde neoliberal politikaları savunan ve uygulayan bu politikacıları ve partilerini oyun dışı bıraktı. Fransız derin devleti halkın bu hoşnutsuzluğuna cevap olarak yeni bir parti ve genç bir lideri oyuna sürdüler. Halk zaten arayış içindeydi ve Macron’u seçti.

BATI’NIN DEMOKRASİ TİYATROSU...

Sarkozy’nin veya Hollande’ın Atlantikçiliği onların şahsiyetlerinden kaynaklanmıyordu elbet. Onlar da Fransız tekelci burjuvajisinin veya onların temsilcisi derin devletin belirlediği politikaları uyguladılar. Emperyalist ülkelerde işler böyle yürüyor. Yani demokrasi, seçimler, adaylar hepsi birer tiyatrodan ibaret. Anti demokratik siyasi yaşam, ülkesi için doğru politikalar savunan partilere yaşam hakkı tanımıyor ve onları uçlara, sistemin dışına itiyor. Marine Le Pen ve Jean Luc Melenchon böyle liderler.

Dolayısıyla Sarkozy, Hollande ve Macron farklı partilerden de olsa birbirinin devamı, sistemin adamıydılar. Sistemin çivisinin çıtkığı, yöneticilerinin kafaları karışık olduğu için, hızla değişen dünya dengelerine uyum sağlama, bağımsız bir politika oluşturma konusunda tökezliyorlar.

ATLANTİK AVRASYA İKİLEMİ...

Ekonomi felç; borç batağında çırpınıp duruyorlar. İşsizligin yükselmesi önlenemiyor. Üretim durma aşamasında, yatırımlar yavaşlamış, sosyal huzursuzluk had safhada. Barışa değil sürekli savaşın değirmenine su taşıyorlar. İşte Atlantik cephesinde olmanın bedeli bu.

Diğer taraftan yeni bir dünya kuruluyor; üreten ve Atlantik’in saldırganlığına karşı barışı, dayanışmayı ve paylaşmayı savunan: Avrasya.

Şimdi Fransa gibi güçlü devlet geleneğine sahip bir ülke daha ne kadar bu çöken yenilen Atlantik cephesinin arkasında sürüklenir? İşte Fransa’nın önündeki en önemli soru bu. Sistemin sahipleri Çöken Atlantik’i  de görüyorlar, yükselen Avrasya’yı da. Bir çok konuda zikzak yapmaları, yalpalanmaları bundan.

RUSYA’DAN VAZGEÇEMEZ!

Atlantikten kopamayan Fransa, diğer tarftan Rusya’dan vazgeçemiyor, vazgeçemez. Avrupa’da, Almanya ABD karşısında bağımsız davranma yeteneği ve gücüne sahip tek ülke. O bile paçasını birden kurtaramıyor.

1980’li yıllarda de Gaulle’cü gelenekten adım adım kopan Fransa’nın kendisini bulması biraz daha zaman alacağa benziyor.

Macron geçen yıl, seçildiği ay, Rusya Devlet Başkanı Putin’i resmen Paris’e davet etmişti. Bugün de ABD Başkanı Trump resmen ilk yabancı devlet adamı olarak Macron’u Washington’da ağırlıyor. Bu durum Atlantik-Avrasya denkleminde Fransa’nın konumunu özetliyor. Ayrıca, Macron’un önümüzdeki ay Moskova’da Putin tarafından ağırlanacağını da belirtelim. Macron’un Almanya kayasına çarpan AB projesini de bu denklem içinde ele alırsak Fransa’nın neredeyse her cephede arayışı sürüyor. Mesele ; eski dünyada kalmakta diretmek mi yoksa yeni dünyada yerini almak mı ?

ABD’de 3 gün kalacak olan Macron, Trump ile başta İran ile yapılan nükleer anlaşma, ABD-AB arasında serbest ticaret ve Suriye olmak üzere bir çok konuda görüşmeler yapacaklar. Haftaya bu görüşmenin sonuçlarını yazacağız.

Ali Rıza TAŞDELEN – 24 Nisan 2018 - Aydınlık Paris

Yazarlar

Sunny

27°C

Istanbul