Ali ERALP

Türkiye’nin Truva Atları: Mustafa Sarıgül, Ufuk Uras, Ali Balkız…

Gerici feodal düzeni yıkan kapitalizm, emperyalist aşamaya geçince aydınlanmacı, ilerici özelliğini yitirdi. Sömürgeci, işgalci bir nitelik kazandı. Gözünü Ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine dikti. Dünyanın başına bela kesildi.

Birinci ve İkinci Dünya savaşları, birer paylaşım savaşıydı. Gelişmiş ülkeler, dünyayı bölüşme kavgasına girişmişlerdi.

Emperyalistlerin bu sömürgeci politikaları 1917 Ekim İhtilalı ve Kemalist devrimle kesintiye uğradı. İkinci Dünya Savaşından sonra ise yeryüzü ABD ve SSCB’nin oluşturduğu iki kutuplu bir yapılanmaya dönüştü. NATO ve Varşova paktı, uluslar için bir denge unsuruydu. Bu nedenle ABD, o yıllarda bugünkü kadar pervasız, saldırgan değildi. 1990’larda Sovyet’lerin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte ipin ucu Amerika’ya geçti ve o, “Yeni Bir Dünya Düzeni” kurabilmek için kolları sıvadı.

Amerika, Sovyetler gibi yeni bir süper güçle karşılaşmak istemiyordu artık. Elini çabuk tutup “küresel önderliği” almak amacındaydı. Dünyanın tek egemen gücü kendisi olmalıydı. Uygulanmak istenen bu programın başında ise Paul Wolfowitz,  Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Abramowitz vardı.

ABD’nin bu şahinler takımı, 2000 yılında emperyalizmin yol haritasını şu sözlerle belirlemişti:

“Soğuk Savaş sonrasındaki on yıllık süre içinde… neredeyse her şey değişti. Soğuk Savaşın dünyası iki kutupluydu. 21. Yüzyılın dünyası ise –en azından şu anda- kesinlikle tek kutuplu ve Amerika dünyanın tek süper gücü konumunda. Amerika’nın stratejik amacı Sovyetler Birliğinin güçlenmesini engellemek olagelmişti; bugün ise görevimiz, Amerika’nın çıkarlarına ve ideallerine uygun güvenli bir uluslararası ortamı korumaktır.” (Rebuilding America’s Defences, World Socialist Web Site)

Bu yayılmacı, sömürgeci program, Büyük Ortadoğu Projesi “BOP” ile uygulamaya konuldu. Emperyalizmin 21. yüzyıldaki eylem alanı, başlangıç noktası Ortadoğu’ydu.

Petrolünün yarısını dışarıdan alan Amerika için, enerji ve petrol zengini Irak yenilip, yutulacak tatlı bir lokmaydı. Tek kutuplu bir dünyada engelsiz, rakipsiz kalan ABD, nükleer ve kimyasal silahlar bulundurduğu gerekçesi ile Irak’ı işgal etti. Ama işgalin asıl hedefi,  Ortadoğu’nun tümüne egemen olmaktı. Çünkü o, 24 ülkenin sınırlarını değiştirme hedefini önüne koymuştu. Büyük Ortadoğu Projesi, ABD’nin tüm dünyayı yönetme, yönlendirme saldırılarına açılan bir kapıydı. Elbette hedefte Türkiye de vardı.

Yurdumuz coğrafi ve stratejik yapısı nedeniyle yüzyıllardan bu yana emperyalizmin ilgi odağındadır. ABD ülkemize 1947’de Truman Doktrini ile girdi. 1950’lerden sonra, Menderes iktidarında ise onunla can ciğer, kuzu sarması olduk. O yıllarda Politikacılarımız yurdumuzu “Küçük Amerika” yapabilmek için can atıyorlardı.

Halkımız bu yönlendirmelerin de etkisiyle, ABD’ye büyük bir hayranlık besliyordu. Uğruna şarkılar besteliyor, türküler yakıyordu. Küçük, tek katlı bahçeli evleri, filmleri, aşkları, arabaları ile Amerika ulaşılmak istenen uzak bir cennet gibiydi.

Bu arada ABD, yığınların önüne “dincilik” unsurunu çıkarmayı, onların bilincini boş inançlarla doldurmayı da unutmuyordu.

Yurdumuzda estirilen bu ılık Amerikan rüzgârı, halkımızın beynini uyuşturmak için kullanılan bir kültür emperyalizmiydi.

1950’lerden sonra Atatürk Devrimleri, laiklik, tam bağımsızlık anlayışı bir kenara bırakıldı. Tekkeler, tarikatlar birbiri ardı sıra yeniden açılmaya başlandı. Yerden biter gibi çoğalan İmam Hatip okulları ile “Tevhid-i Tedrisat” (Öğretim Birliği) yasası ayaklar altına alındı. Atatürk’ün kapıdan kovduğu gericilik, şeriatçılık bacadan ülkemize yeniden girdi.

12 Mart,12 Eylül darbeleri ve 2002’de AKP’nin iktidar olması ile sevgili yurdumuz ABD ve AB’nin “Yolgeçen Hanı”na döndü. Girişler, çıkışlar; Amerika’ya gidip gelmeler arttı. Karşılıklı çıkarlar, hizmetler, görevlendirmeler gündeme geldi.

20 Ekim 1996′da Aydınlık dergisi manşetten şu haberi veriyordu: “Abramowitz Tayyip’i, Erbakan’ın yerine hazırlıyor.” O zaman “bir komplo teorisi” gibi değerlendirilen bu haberin doğruluğu yıllar sonra kanıtlanmıştı.

ABD, gözüne kestirdiği, kullanmak istediği kişilerle aylar, yıllar öncesinden diyaloga giriyor, ön hazırlıklar yapıyor, daha sonra da onları ülkesine çağırarak, kendisine nasıl hizmet vereceğini ayrıntıları ile anlatıyordu.

Kapalı kapılar arkasında gizli tertipler, gizli hedefler belirleniyor, turuncu darbe planları yapılıyordu. Kıbrıs, Kuzey Irak, Ermeni açılımları konusunda sözler verilmiş, sözler alınmıştı. Ortam uygun bulununca da verilen sözler yerine getirilmeye çalışıldı.

Ne var ki, halkımız, Amerika’nın önerdiği Kıbrıs Çözümünü, Kürt ve Ermeni Açılımlarını pek tutmadı. ABD düşmanlığı en yüksek düzeyine ulaştı. Bir de bütün bu açılımların üstüne işsizlik, yoksulluk, özelleştirme, talan açılımları eklenince işçiler, memurlar, öğretmenler, köylüler ayağa kalktılar. Direnişler başladı. Halk meydanları doldurdu. Ama bu eylemler karşısında polisin yanıtı da çok sert oldu. PKK hainlerine uygulanmayan baskı, şiddet, zulüm, ekmek kavgası veren yurtsever insanlarımıza uygulandı.

İnsanlar olaylar karşısında öfkeliydi. Umutsuzdu. Geleceğini karanlık görüyordu. Ayrıca tepkiler, anketlere de yansımaya başlamıştı. Anketlere verilen yanıtlarda muhalefet güç kazanıyor, AKP oy yitiriyordu. AKP’nin gelecek seçimlerde iktidarı tek başına alması giderek zayıflıyordu.

ABD ve yerli ortakları telaşa kapıldılar. Yeni can simitleri, yeni Truva atları bulmalıydılar. Halkın direnişini, tepkisini başka kanallara yönlendirmeliydiler. Yeni aktörler, yeni yıldızlar keşfedilmeli, yeni partiler kurulmalı; Yeni Cem Uzan’lar ortaya çıkarılmalıydı ki, gelişen halk muhalefeti parçalansın, bölünsün, sandıktan yine Amerikancı iktidar çıksın.

Yüzde doksanını ABD, AB ve İsrail uzmanlarının yönlendirdiği televizyonlar, gazeteler, köşe yazarları yeni parti, yeni lider açılımları ve tanıtımları için şimdi kolları sıvamış bir durumda… Kurşun askerler gibi görev yapıyorlar. Küresel ekonomi, barış, insan hakları, eşitlik, kardeşlik, darbe, darbeci, Ergenekon, Kürtlere özgürlük sözcüklerini hiç dillerinden düşürmüyorlar.

Mustafa Sarıgül’ler, Ufuk Uras’lar, Ali Balkız’lar bu propaganda döneminin yeni aktörleri… ABD’ye gidip gelmeler, yabancı vakıflarla toplantılar sıklaştı şu sıralar. Tümü de Fethullah Gülen’e, PKK’ya, AKP’ye, RTE’ ye toz kondurmuyor. Bahar havası esiyor aralarında. RTE de onlara toz kondurmuyor…

Türkiye’nin başına “Sivil Örümcek Ağları” örülmeye başlandı yine… Soros’lar, Bilgi Üniversiteleri, Amerikan vakıfları, Amerika’dan icazet (izin, onay)  alma haberleri ile Mustafa Sarıgül adı basında sık sık yan yana geliyor. Kürt milliyetçisi Ufuk Uras, DTP’li yoldaşlarının hizmetine bir Hızır gibi yetişti. Ali Balkız’lar (kimin adına ortaya çıktıysa ve kimden izin aldıysa) “sol bir parti” kurma hazırlığında…

Şu günlerde bir “ Mustafa Sarıgül, Ufuk Uras, Ali Balkız rüzgârı” estirilmeye çalışılıyor. Türkiye’nin Truva Atları görev başında…

Hani bu çabalarında haksız da değiller. Yatırım Bankası Merrill Lynch’in yaptırdığı kamuoyu araştırmasına göre AKP: yüzde 31,7, CHP yüzde 23,7, MHP yüzde 20,1, DTP: yüzde 6,4, Mustafa Sarıgül: yüzde 4,1 saadet Partisi: yüzde 3,7, DP: yüzde 1,7.

Bu ankete göre AKP son sürat oy yitirmektedir. Aradan Mustafa Sarıgül’ler, Ufuk Uras’lar, Ali Balkız’lar çekildiği anda AKP bir daha tek başına iktidar yüzü göremeyecek ve gideceği son durak da “yüce divan” olacaktır.

AKP iktidarından kurtulmak isteyen tüm yurtsever halkımız, bundan böyle adımlarını çok daha dikkatli ve bilinçli atmak zorundadır. Sevgili yurdumuzun yeni bir Amerikancı yönetime artık tahammülü kalmamıştır…

(ULUS GAZETESİ)

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Add a comment

Yazarlar