Ali ERALP

Kurtuluşun Yolu ATATÜRK Açılımından Geçer…

Nadir Nadi bir yazısında “Atatürk devrimciydi, İnönü evrimcidir” der.

Gerçekten de saltanatın, hilafetin kaldırılıp; halkçılık, ulusalcılık temelinde çağdaş bir Türkiye Cumhuriyetinin kurulabilmesi ancak devrimle olacak bir işti. Yüzyılların bu köhne ama yerleşik kurumları evrimci yöntemlerle, “bekle gör siyaseti” ile sökülüp atılamazdı.

Modern bir Türkiye’ye doğru yol alabilmek için ulusal ve laik bir devlet anlayışının, tam bağımsızlık düşüncesinin beyinlere yerleştirilmesi gerekiyordu. Böyle köklü değişimlerin üstesinden ise evrimci İsmet İnönü değil, devrimci Mustafa Kemal gelebilirdi ancak.

Hak, Hukuk, Hak Getire!..

Türkiye cangıl ormanına döndü. Orman yasaları yürürlükte. Hem de yabanıl orman yasaları. Gücü yeten gücü yetene. Sömüren sömürene. Çalan çalana, çırpan çırpana. Altta kalanın canı çıkıyor…

Âşık İhsani boşuna “Talan var ha beyler, talan var talan…” dememiş:

Düzenbazlar ellediler devleti
Talan var ha beyler, talan var talan
Demokrasi türküleri söylenir
Yalan var ha beyler, yalan var yalan

Onun asıl sahibine tek haber
Vermeden sattılar vatanı yer – yer
Bir hiç iken iki yılda milyoner
Olan var ha beyler, olan var olan

(Âşık İhsani)

Ulusal Birlik ve  Beraberlik Girişimleri  Üzerine…

Atatürk’ün ölümünden sonra ulusal siyaset, ulusal ekonomi, ulusal eğitim, yani adı “ulusal” olan ne varsa, yerini emperyalizmin yoz, işbirlikçi, ulus devlet karşıtı uygulamalarına bıraktı.

1923 Cumhuriyet hükümetinin emperyalizme karşı “mazlum milletler”i koruyan, kollayan dış politikası giderek sömürgeci devletleri destekleyen bir politikaya dönüştü.

Örneğin 1950’den sonra iş başına gelen Demokrat Parti, “ilk icraat” olarak Kore’ye 4500 asker göndermişti. Sonra da Fransız emperyalizminin yanında yer alıp, devlet radyosundan Cezayir’in kurtuluş savaşını kötüleyen bildiriler yayınlamış, 1958 yılında da Fransa’nın atadığı kukla hükümeti tanımıştı.

Yazarlar

Mostly cloudy

13°C

Istanbul