ali eralp2

Şimdi Değişim Zamanıdır, Direniş Zamanıdır…

Bundan tam 14 yıl önce, 12.04.2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde şunları yazmıştım. Bir bölümünü aşağıya yeniden alıyorum:

“Türkiye bugün büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Ama ulusal kesim ve geniş yığınlar henüz bu gerçeğin bilincinde değiller. Siyasal İslamcıların elinde sevgili yurdumuz bir ”kurtlar sofrasına” dönüştürüldü. Keskin dişli, yırtıcı tırnaklı kurtlar, kuzuları yiyerek yaşamlarını sürdürüyorlar. Bir grup dinci, tarikatçı mutlu azınlık ‘aksırıncaya, tıksırıncaya kadar’ işkembesini doldururken; milyonlarca insan yoksulluk, açlık sınırının altında çile dolduruyor. Ama toplum sessiz, ulusal güçler sessiz, ne yazık ki kuzuların sessizliği devam ediyor…”

Aziz Nesin geçmişte şunları söylemişti: ‘… Şimdiye dek olduğu gibi, şimdi de haber veriyorum, önceleri yavaş yavaş, ağır ağır, adım adım kötülük uçurumuna doğru giderken, gittikçe hızlanarak, şimdi koşar adım gidiyoruz. Olacak toplumsal depremin uğultularını duymaktayım. Çevremizde aptal aptal suçlu aramayalım. Aynaya bakalım. Aynamız yoksa bir durgun suya bakalım. Orada suçluyu göreceğiz. İş işten geçtikten sonra ‘Kendim ettim, kendim buldum’ demenin hiçbir yararı yok…’ (Aziz Nesin, Bir Tutam Aydınlık)”

Yine o yıllarda Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Siyasal İslamcı Faşizmin Ayak Sesleri…” başlıklı yazımda sessiz ve derinden gelen “Şeriatçı tehlike”ye dikkat çekmiştim. Devrimci, demokrat arkadaşlarla soluğumuzun yettiği, sesimizin çıktığı kadar uyarı görevimizi yerine getirmeye çalışmıştık.

O yıllarda ılımlı İslam Ürkek, çekingen adımlarla, korkak davranışlarla yol alıyordu. Mezarlıktan geçerken kendine cesaret vermek için ıslık çalan insanlara benziyordu. Arada bir de ”Beni izleyen var mı, engellenebilir miyim” diye dönüp arkasına bakıyordu.

Daha çok takıyye (gizleme) yöntemi ile götürüyordu işi. Yani ne orduya ne yargıya kafa tutabiliyordu.

O zamanlar kamu malları, fabrikalar yeni yeni satılmaya başlanmıştı. Medya bu denli yalakalaşmamıştı. Mütareke basını gibi hareket etmiyordu.

Sözün özü, vakit erkenken İslamcı faşizmin önü kesilmeliydi. Kesilemedi. Olmadı.

Daha sonraları yine 3 Şubat 2009 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Tehlikenin Farkına ne Zaman varacağız?” başlıklı yazımda uyarı görevimi sürdürmüş ve şunları yazmıştım:

“Siyasal İslam ülkemizde iktidarı ele geçirdi. Ama dilediği dört dörtlük şeriatçı düzeni henüz kuramadı. Önünde bazı engeller var. Bunların temizlenmesi gerekiyor. Şu sıralar tüm yurdu dikensiz bir gül bahçesine dönüştürebilmek için tüm gücünü ortaya koyuyor. 

ABD, AB desteğinde, Kemalist kurumlara ve kişilere savaş açtı. Sendikacılar, gazeteciler, parti yöneticileri, komutanlar gözaltına alınıyor. Tutuklanıyor. Evleri, iş yerleri didik didik aranıyor. Amaç, şeriatçı yapılanmaya giden yolda önüne çıkabilecek engelleri ortadan kaldırmak…”

Ortadoğu ve Orta Asya medeniyetleri uzmanı Dr. Khazai, Türkiye’nin İran’dan ders alması gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Kürklü zengin kadınlar, öğrenciler, sözde aydınlar sokaklarda mollalar için destek gösterileri yapıyorlardı. Devrimden sonra hepsi ülkeden kaçtı. İran rejimi Türkiye için bir ders olmalı…” (Yavaş Yavaş Gelirler, Cumhuriyet, Elçin Poyrazlar, 18.08.2007)

Yine İranlı kadın yazar Tara da “Başlangıçta başımızı örtmeyi şaka gibi karşıladık. Kara çarşafı giydiğimizde iş işten geçmişti. Keşke bizim önümüzde daha önceden yaşanmış bir İran, bir Cezayir örneği olsaydı!” diye uyarıyor…

Geçmişte bunları yazmıştık.

İlhan Selçuk Ağabey’in sık sık tekrarladığı gibi “Yine haklı çıktık, keşke haklı çıkmasaydık…”

O yıllardan bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Çok şey değişti. 2004’lerde eleştirisini yaptığımız, engellenmesini istediğimiz, kuşku duyduğumuz siyasal İslamcı hareket, İslamcı düzen şimdi bize hoş bir anı, bir nostalji gibi geliyor…

2003-2004’lerde siyasal İslam henüz emekleme dönemindeydi. Bugün olduğu gibi Cumhuriyete, 1923 Devrimine cepheden saldıramıyordu. Sultanlığını ilan etmemişti

Cumhuriyet’teki uyarılarımdan 14 yıl sonra Atatürkçüleri, vatanseverleri bir kez daha uyarıyorum:

Bir 5 yıl sonra, sabahleyin uyandığımızda, Kemalist rejimin, Atatürk Cumhuriyetinin tarihe karıştığını, tatlı bir anı olduğunu görmek istemiyorsak, silkinelim, ayağa kalkalım…

ŞİMDİ ARTIK DEĞİŞİM, DİRENİŞ ZAMANIDIR.

Kimse duygularına kapılmasın. “Kılıçdaroğlu dürüst adam, onu terk edemeyiz” falan gibi safsatalarla vakit öldürmesin. Dürüstlük ayrı şey, liderlik ayrı şeydir.

Türkiye’nin yeni bir yapılanmaya, yeni bir örgütlenmeye, yeni bir mücadeleye ihtiyacı vardır. İsim üzerinde durmuyorum. Atatürk gibi yiğit, cesur, ölümden korkmayan liderlere ihtiyaç vardır.

Neymiş efendim, CHP açıklamış, “Cumhurbaşkanının yemin töreninde ayağa kalkmayacaklarmış…” Sen ayağa kalsan ne oluur, kalkmasan ne olur?

İktidarı altın tepsi içinde AKP’ye teslim ettikten sonra…

Son sözüm şu:

“CHP’ye güvenimiz kalmamıştır…”

Tehditler, şantajlar, baskılar karşısında sapsarı kesilen, titreyen lider bozuntuları bu ülkeyi kurtaramaz…

Sevgili vatanımızın yeni bir yapılanmaya, yeni bir örgütlenmeye, yeni bir mücadeleye, yeni bir lidere ihtiyacı vardır.

Ali ERALP – 09 Temmuz 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorumlar   

0 #1 Necla 10-07-2018 08:56
Size katılıyorum. Sonuna kadar.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly sunny

26°C

Istanbul