yasasin cumhuriyet225

“Cumhuriyet Kapanması Gereken Bir Parantezdir…”

Yobazların, gericilerin cumhuriyetle, Atatürk’le hesaplaşmaları bitmedi henüz.

Onların Cumhuriyetle olan sorunları Çanakkale Savaşı ile başladı ve hâlâ da devam ediyor. Böyle giderse sonlanacağı da yok…

Onlara göre bu savaşı Mustafa Kemal ve arkadaşları değil, bir takım ruhsal, gizli güçler, melekler falan kazandı. Türk halkı ve Atatürk Çanakkale’de fazla bir görev yapmadı.

Onlar için Kurtuluş Savaşı, Kuvayi Milliye, tam bağımsızlık, Cumhuriyet gibi kavramlar çok da önemli konular değil zaten…

Onların bir tek gerçek, bir tek geçerli yönetim biçimi var: o da Osmanlı devleti, saltanat makamı… Şeriat düzeni…

Osmanlının son padişahı Vahdettin İngiliz gemisine binip kaçsa da, Sultan Abdülhamit döneminde 1 milyon 592 bin 806 kilometre kare toprak, kaybedilse de (yani bugünkü Türkiye’nin iki misli), Osmanlı onların baş tacı ve tek devletidir.

Egemen güçler, şu sıralar bir Abdülhamit hayranlığı ile yanıp tutuşmakta, bu hayranlığı halka da aşılayabilmek için diziler, konferanslar, anma günleri düzenlemektedirler.

33 yıl boyunca halka ve aydınlara baskı ve şiddet uygulayan padişahın ölüm yıldönümü hiçbir dönemde bu kadar büyük törenlerle anılmamıştı…

Oysa Şubat, başka Osmanlı padişahlarının da ölüm yıldönümü olmasına rağmen onların adı dahi söylenmemekte, sadece Abdülhamit gündeme getirilmektedir.

Çünkü Abdülhamit İttihat ve Terakki aydınları tarafından tahttan indirilmişti.

İttihat ve Terakki (Birlik ve İlerleme), 1908 Meşrutiyet Devrimine önayak olan, Batılılar tarafından Jön Türkler diye adlandırılan ve 1908 - 1918 yılları arasında devlete yön veren siyasi bir örgüttü.

Meşrutiyetin ilanından sonra İttihat ve Terakkiye karşı gerici 31 Mart ayaklanması olmuştu. Bu isyanı Rumeli’den gelen “Hareket Ordusu” bastırmış ve 2. Abdülhamit’i de tahtan indirmişti.

Hareket ordusunun komutanı Mahmud Şevket Paşa, Kurmay Başkanı da Mustafa Kemal’di.

Şu günlerde Abdülhamit’in birden bire değer kazanması, Rumeli’den gelip, gerici 31 Mart isyanını bastıran hareket ordusuna ve onun komutanlarına gösterilen bir tepkiden, öfkeden başka bir şey değildir…

Aynı tepki, aynı öfke günümüzde Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı da gösterilmektedir.

Onlar için Cumhuriyet, kapanması gereken bir parantezdir…

Cumhuriyet parantezi her nasılsa, açılmıştır, ama mutlaka kapanmalıdır.

Cumhuriyete duyulan bu öfke ve kin, bu isyan Cumhuriyetin ilanı ile başlamış ve bu günlere dek artarak gelmiştir.

Özellikle şu son 16 yılda aydınların, devrimcilerin, muhalefet partilerinin sessizliği, güçsüzlüğü, dirençsizliği karşısında son sürat yol almışlar, almaktadırlar…

Gerici takımı, Cumhuriyetin ilanının yüzüncü yılı olan 2023 yılında şeriat devletini kurup, İslam Cumhuriyetini ilan etmeyi, Cumhuriyet parantezini kapamayı düşünmektedir.

Emperyalistlere, gericilere, yobazlara karşı birleşme, bütünleşme, direnme olmazsa, bu hayal çok da uzak, gerçekleşmeyecek bir hayal değildir.

Bizden söylemesi…

Peki dinciler, yobazlar niçin Cumhuriyete her zaman, her dönemde karşı çıkıp, onu “Kapanması gereken bir parantez” olarak görmüşler ve hedef tahtası haline getirmişlerdir?

Ulusal Kurtuluş Savaşı gibi bir antiemperyalist mücadeleyi tarihe kaydettiği, Yedi Düvelle savaşıp ülkesini tam bağımsız hale getirdiği; bir taraftan sanayiyi, tarımı geliştirip, bir taraftan da uzun bir savaş döneminin ardından Osmanlının borçlarını ödediği için mi?

Neden Atatürk’ü ve Cumhuriyeti, Cumhuriyetin ilanından beri düşman bellemiş bu çevreler? Neden “Kapanması gereken bir parantez” olarak dünyaya tanıtmışlar?

Bunun yanıtı çok basit ve kolaydır:

Geçim kaynaklarını, yani din sömürüsünü kuruttuğu için… Hurafelerin, batıl inançların, cahilliğin yerine aklı, bilimi, uygarlığı getirdiği için… Şeyhlerin, şıhların, tarikatların, tekkelerin saltanatına son verdiği için… (Bugün İsmail Ağa Cemaatinin maaşlı, 50 bin çalışanı olduğu söylenmektedir…)

“Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir” dediği için…

Toplumu kabile düzeni, ümmet toplumu olmaktan kurtarıp, millet toplumu haline getirdiği için ve hepsinden önemlisi TÜRK adını hem devletin, hem milletin hem de resmi kurumların adının önüne yazdırdığı için…

Hukuku sultanların, padişahların, emirlerin, şeyhlerin, şıhların, imamların hukuku olmaktan çıkarıp, halkın, milletin hukuku haline getirdiği için…

Kısaca Türkiye’yi çağdaş, ileri bir yapıya, düzene kavuşturduğu için…

Şimdi saltanat ve hilafet düzenine dönme çabaları yeniden hızlandırılmıştır.  Kurumların adlarının önünden TÜRK adı kaldırılmak istenmektedir. Gericiliğe karşı tek vücut mücadele veren barolar birliğinin ve öteki resmi kurumların önünden TÜRK adını kaldırmaya çalışmaktadırlar.

Hedef, milli örgütlerin ve güçlerin parçalanması, dinci kuruluşların çoğalarak, düzene hâkim olmasıdır. Resmi kurumların ve baroların gericiliğe karşı TEK SES olarak direnmesinin yok edilmesidir…

HEDEF, BÜTÜN BU DEĞİŞİMLER SONUCUNDA CUMHURİYET PARANTEZİNİN KAPANMASIDIR…

Ama yedirmezler… Boşuna heveslenmeyin.

Bu millet “öldü, bitti” denildiği bir anda, yani Yedi Düvel, Osmanlı hainleri ile bir olup, onun üzerine çullandığı bir anda, nasıl silkinip ayağa kalkmışsa, yine kalkacaktır.

Unutmayın: GECENİN EN KARANLIK ANI ŞAFAĞA EN YAKIN ANDIR…

Ali ERALP – 17 Şubat 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Cloudy

21°C

Istanbul