ne mutlu turkum diyene225

Türk, Türklük, Milliyetçilik Düşmanlığı…

Şu günlerde boy gösteren Türk, Türklük düşmanlığı yeni değildir.

Bu düşmanlık Fatih’ten bu yana vardır. Osmanlı sultanları kendilerine Türk denilmesini istememişler; Türk olmayı, Türklüğü bir aşağılama, bir hakaret olarak görmüşlerdi…

Özellikle Yavuz Sultan Selim’in halifeliği devralmasından sonra Türkler ve Türklük daha çok değer yitirmiş, Araplar el üstünde tutulmaya başlanmıştı.

Hazreti Muhammed’in Arap olması nedeniyle, Araplara özel bir ilgi gösterilmiş ve onlara “Kavm-i Necip” (asil kavim) adı verilmişti.

Abdülhamit Osmanlı padişahları arasında Araplara en çok yakınlık duyan, onları el üstünde tutan bir padişahtı. Onun zamanında sadaret (sadrazamlık) makamına Tunuslu Hayrettin Paşa getirildi… Ama devlet yönetiminin en üst makamına oturtulan bu kişi Türkçe bilmiyordu…

Türk, Türklük ve milliyetçilik düşmanlığı Atatürk dönemine dek sürdü.

1913 tarihli ''Mecmuai Ebuzziya'' Dergisi’nin 94. Sayısında şöyle deniliyordu:

“Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil sadece Müslümanız…”

Onlar için önemli olan kişilerin Türk değil, Müslüman, şeriatçı olmasıydı…

1919 – 1920 döneminde Şeyhülislamlık görevine getirilen ve Atatürk’e “Ölüm Fetvası” çıkaran Mustafa Sabri, Türk'e, Türklük benliğini vermek isteyenlere ''soysuzlar'' adını takmıştı.

Daha sonra Cumhuriyetin ilanı ile Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı…

Mustafa Sabri Türk’ün ve Türklüğün yanında, aynı zamanda, bir Mustafa Kemal ve milli mücadele düşmanıydı.

Şeyhülislamlığı sırasında Milli Mücadeleye katılan il müftülerini görevden almış, Yunan ve diğer İtilâf güçlerinin uçaklarıyla dağıtılan fetva ve bildirilerle halkı kışkırtarak, milli mücadeleyi engellemeye çalışmıştı.

Falih Rıfkı Atay, ''Batış Yılları'' adlı eserinde şunları yazıyor:

''Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve ''Osmanlı idik. İlmihallerde baş dersimiz 'Din ile milliyetin bir olduğunu’ öğrenmekti.''

Vatan sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal'i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak meşrutiyette duydum. Padişah kulları idik.”

Ülkede azınlıkların adı vardı, ama Türk’ün ve Türklüğün adı yoktu… Okullarda Arap’a Arap, Arnavut’a Arnavut, Rum’a Rum, fakat Türk öğrencilerine ‘Osmanlı’ denilirdi.

O dönemin gerçeklerini şimdi de önemli bir yazarımızdan, Yakup Kadri’den dinleyelim. Birinci Dünya savaşı sırasında o, yurtdışındadır. Yabancı bir ülkedeki izlenimlerini daha sonra, aynen şöyle anlatıyordu:

 ''Bir Mayıs sonu ya da Haziran başı idi. Bağımsız fakat bütün kalbi ile İttifak devlerinin zaferini kutlayan bir Avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyordum. Yüreğimde derin bir uçurum, kafam bir cehennemdi.

Gün geçmiyor ki bir mağazada, bir lokantada Türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hareketle karşılaşmayayım. Lakabımız ''Makak'tı (bir çeşit şempanze maymunu türü.) Gönül verdiğimiz genç kızlar Türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu.

İşte o şehrin bu cehennem atmosferi içinde, bir gün, yılgın çekingen dolaşırken, gözlerim ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi; ''Bir Türk generali itilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor. ‘Titreyerek gazeteyi aldım. Yürürken, okuyorum; ''Mustafa Kemal Paşa isminde bir Türk generali.'' (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk 1971 s. 24,25)

Bu Türk generali Yedi düvelle savaşarak, emperyalistleri ülkeden kovduktan sonra, yüz yıllardan beri hor görülen, aşağılanan Türk adını ve Türklüğü yeniden onurlu yerine taşıdı.

“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” dedi ve tüm devlet kurumlarının adının önüne Türk sözcüğünü ekledi.

Ne var ki Osmanlı döneminde olduğu gibi, günümüzde de Türk’e, Türklüğe ve milliyetçiliğe yeniden savaş açıldı.

Bundan 5 – 6 yıl önce devlet tabelalarından TC kaldırılmak istenmişti. Türk bayrakları yasaklanmış, Mitinglerde Türk bayrağı satan garibanlar, polisler tarafından yerlerde sürüklenmişti. Analar, TBMM’sine Türk bayrakları ile sokulmamıştı.

Çünkü Kürt açılımı yapılan yıllarda PKK böyle istemişti… “AKİL İNSANLAR ülkeyi adım adım dolaşsın, Kürt açılımı anlatılsın, gerçekler halka öğretilsin” denmişti.

Bunun sonucunda resmi kurumlardan, bankalardan TC sökülmeye başlanmıştı.

Şimdi bu girişim 2018 yılında yeniden yapılmak isteniyor. Türk Tabipler Birliği’nin başındaki TÜRK sözcüğü ve Türkiye Barolar Birliğinin başındaki TÜRKİYE sözcüğü yeniden silinmek isteniyor.

MİLLİYETÇİLİK ayaklar altına alınıyor.

Ülkemizin bu kadar çok sorunu varken bunlarla uğraşmak asla ülkemize bir fayda getirmez, bir katkı sağlamaz…”

Bu yol daha önce de denendi. Ama tepkiler karşısında TC’ler, tabelalarımızda durmaya devam etti.

Türk’ü, Türklüğü yok etmek, tarihten silmek, çıkar yol değildir. Osmanlılar döneminde de yüzyıllar boyunca Türk, Türklük küçümsendi, aşağılandı ama asla kaldırılamadı.

Peki, hadi diyelim ki Türk Tabipler Birliğinin başındaki TÜRK sözcüğünü, Türkiye Barolar Birliğinin başındaki TÜRKİYE sözcüğünü kaldırdınız… Kürt’ü, Türk’ü, Ermeni’si ayrı ayrı, barolar, sağlık kuruluşları kurdular. Peki, bu sözcükleri Türk milletinin yüreğinden nasıl söküp atacaksınız? Yüzyıllar boyunca Osmanlı sultanları bunu başaramamış, siz nasıl başaracaksınız?

Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin başındaki “Türkiye” sözcüğünü nasıl kaldıracaksınız oradan?

Ali ERALP – 11 Şubat 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Partly cloudy

27°C

Istanbul