ali eralp2

Siz, Şimdiye Dek, Hiç Böyle Acayip, Tuhaf Bir Dönem Yaşadınız Mı?

15 yıldan beri yaşamadıklarımızı yaşıyor, görmediklerimizi görüyoruz…

Bu dönemin en büyük özelliği, yalan – dolan, aldatma – aldatılma, yandaşlık ve din sömürüsü üzerine kurulmuş olması…

Bilimin, fennin, uygar yaşam ve düşüncenin toplum hayatından dışlanmış olması…

Tarikatların, cemaatlerin, şeyhlerin, şıhların ayrık otu gibi çoğalması…

Ben şimdiye dek, hiç böyle acayip, tuhaf bir dönem yaşamadım. Mesela,

Bakın bir dekan, hem de Prof. Dr. Bir dekan,  Rifat Okudan bir makalesinde ne diyor:

“Cinsel ilişkiye giren bir kişinin, ilişki sırasında ‘Hocasını, şeyhini hatırlaması durumunda, doğacak çocuk bereketli ve güzel ahlaklı doğar…”

Lütfen söyler misiniz? Bilim, fen, uygarlık, modern düşünce bu cümlenin neresinde?

15 yıl boyunca türbanı tartıştık. Kadınların saçı görünmeli mi, görünmemeli mi? 15 yıl boyunca bunu konuştuk.

Ahlak anlayışını türbanla, saçla ve bir de bacak arası ile özdeşleştirdiler. Sınırladılar…

Onlara göre saçını örtenler ahlaklı, örtmeyenler ahlaksız…

“Din elden gidiyor” diye dolmuşlarda, yollarda, parklarda başı açıkları, mini eteklileri, şort giyenleri, kısa kolluları tekmelediler, tokatladılar.

Ama türban altına daracık pantolon giyip, seksi görüntüler sergileyenleri görmediler. Görmek istemediler… Ama kabanlarının üstünde “There is nothing harmful” yazıyordu. O, Belki de bunun anlamını bile bilmiyordu…

Şort giyenleri, başı açıkları tokatladılar, tekmelediler ama tarikat, cemaat, vakıf yurtlarının karanlık, kuytu köşelerinde oğlan çocuklarına yapılan cinsel tecavüzlerin sözünü bile etmediler.

Hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık yapanları bir kez olsun kötülemediler. Lanetlemediler…

 Deniz feneri yöneticileri din adına milyonlarca vatandaşımızı dolandırdı. Perişan etti. Alman yargısı onları çeşitli cezalara çarptırdı, biz suçluları bırakıp, onları sorgulayan savcıları içeri attık.

Ayakkabı kutularından milyar dolarlar çıktı, rüşvetçiler gözaltına alındılar, kısa bir süre de serbest bırakılıp, paraları faizi ile birlikte iade edildi…

Giyimle, kuşamla, saçla – başla uğraşanlar bu konularda tek söz söylemediler…

Gece gündüz, sabah akşam, 7-24 erkekleri ne tahrik eder, ne tahrik etmez… Bunu konuştular…

Diyanet, durmadan fetva yayınladı.

“Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur... Kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir...”

Diyanete göre, babanın kızına şehvet duyması helal, ama nişanlıların “El ele tutuşması” haramdı. Milli piyango almak haramdı.

Diyanet bununla da yetinmedi, işçilerin hak arama, haksızlığa karşı koyma, direnme hakkını da eleştiren fetvalar yayınladı:

- İş güvenliği önlemlerinin fazlaca alınmış olmasının Allah’ın güvenini sarsacağı. (İstanbul Müftülüğü/2014)

- Kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmanın çalışanı ağır mesuliyet altına soktuğu. (Düzce Müftülüğü/2011)

-1 Mayıs’ta isyan yerine ibadet edin. (Kayseri Müftüsü/2014) Denildi.

-İşi yavaşlatmak günahtır, haramdır, patronun kârını azaltmak en büyük günahlardan biridir… Denildi. (Mas-Daf direnişi sırasında Düzce’de okunan hutbe)

-Greve çıkmanın günah olduğu söylendi… (Telekom grevi /Gaziantep)

Her işe, her şeye karışan, her konuda görüş belirten Diyanet ama hırsızlıklar, yolsuzluklar, yalanlar, dolanlar, rüşvet alıp vermeler, yetim hakkı yemeler, tacizler, tecavüzler konusunda tek laf söylemedi.

“Tayyip'i üzmek, Allah'ı üzmektir” denildi, “Tayyip Erdoğan'a dokunmanın ‘ibadet’ olduğu” söylendi, “Allahu tealanın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” denildi…

Bu sözlere her yerden isyan sesleri yükseldi. Diyanetten çıt çıkmadı…

Bu iktidar zamanında ilk kez PKK’lı teröristler için “Çadır Mahkemeleri” kurdular. Bu iktidar zamanında ilk kez ordunun kozmik odalarına girip, gizli belgeleri aşırdılar.

Ergenekon Davası sanıkları yıllarca yargılandı… Çoluğundan, çocuğundan koparıldı, mağdur edildiler. Aralarında onulmaz dertlere düşenler, hastalanıp ölenler, intihar edenler oldu.

Sonunda bütün bu olayları, bütün bu yaşananları bir tek sözcükle açıkladılar: “ALDATILDIK…”

Peki, bütün bunlara sebep olanlar hangi cezalara çarptırıldılar? Kocaman bir “HİÇ.”

Üstelik ne kadar yolsuzluk, hırsızlık, faili meçhul araştırma önergesi verildiyse hepsi de AKP oyları ile reddedildi.

Şu anda cezaevlerinde 224 bin kişi var. 2 bin 3 yüz hâkim, savcı tutuklu.

Şimdiye dek tüm hükümetler tarafın 242 cezaevi yapıldı, AKP ise tek başına 139 cezaevi inşa etti. Sırada ise yüzlerce bekleyen var.

KHK’larla atılan 1500 yargıcın yerine, yıldırım hızıyla yeni hâkimler atandı. Parti mahkemeleri kurulmaya başlandı. Sevgili Bekir Coşkun’un deyişi ile, “Cemaat mahkemelerinden” sonra “parti mahkemeleri” dönemidir bu…

Şu anda Meclis saf dışı. Yargı saf dışı… Anayasa Mahkemesi bile, Anayasaya aykırı KHK’ları görüşmüyor. Görüşemiyor…

Şimdi soruyorum sizlere, “Bu millet şimdiye dek hiç böyle ‘Acayip, tuhaf bir dönem’ yaşadı mı?

Ali ERALP – 02 Ocak 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Cloudy

21°C

Istanbul