ali eralp2

Bir Adamda Utanma Duygusu Yoksa Ondan Her Şey Beklenir…

Utanması, sıkılması olmayanlar için Anacığım, “Bu adamın yazısı, turası silinmiş” derdi…

Çevremizi şimdi bu adamlar sardı.

Ortalık yalaka, ikiyüzlü, dönek, çıkarcı insanlarla doldu...

Sahtecilik, hokkabazlık kol geziyor…

Bugün “AK” dediğine, ertesi gün “KARA” diyor. Bir gün önce birisine ağzına geleni söylüyor, bir gün sonra, hiçbir şey olmamış gibi, küfürler savurduğu kişiyle sarmaş dolaş oluyor…

Gazeteci, gazeteci değil; politikacı, politikacı değil; yargıç, yargıç değil…

İnsanlar yüzlerinde maskelerle dolaşıyorlar…

Gazeteci, “Gazeteciyim” diyor ama gazetecilik yapmıyor. Televizyoncu, “Televizyoncuyum” diyor ama televizyonculuk yapmıyor…

Gerçekleri halka iletmiyorlar. Gerçekleri halka anlatmıyorlar. Gizliyorlar…

Vatan açısından, hiçbir değeri olmayan boş işlere yönlendiriyorlar onları…

Gazeteci patronuna ayak uyuyor. Patronu ne derse, neyi emrederse, emir eri gibi, onu hemen yerine getiriyor. Üç kuruşluk dünya malı için onurunu, varlığını, kişiliğini ayaklar altına alıyor…

Yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, yolsuzluklar karşısında dut yemiş bülbüllere dönüyor. Sesini çıkaramıyor. Korku dağları bekliyor çünkü. Sinmiş, sindirilmiş durumda şimdi o…

Gazeteci arkadaşları içeride… Hem de yüzü aşkın… Ama onda tepki yok. Direnme yok.

Dolaylı vergiler yüzde 72’lere çıkmış, dünyanın en pahalı benzinini, mazotunu kullanıyoruz… Enflasyon ve işsizlik son aşamasında… Kimsede çıt yok…

Kadına dayak, şiddet, tecavüz almış başını gitmiş… Yüzde 1400 artmış. Fuhuş yüzde 790’larda.

Ayakkabı kutularından ortalara dolarlar saçılırken, televizyoncu, canlı programlarda 70’lik ninelere, dedelere göbek attırıyordu bir zamanlar… Amaç yolsuzlukları, rüşvetleri halka duyurmamak…

Adam, “Dünyada MAN, ahrette iman” deyip, trilyonları götürürken, milyonlarca insan aç, biilaç yaşarken; esnaf, köylü sefalet içerisinde yüzerken; emekliler kiralarını ancak yedek işlerde çalışarak, öderlerken; bizim gazeteci, köşesinde duble yollardan, yüzde 11’lik büyümeden söz ediyor…

Büyüklerini övüyor durmadan… Büyüklerinin yüceliğini, değerini, devlet adamlığını anlata anlata bitiremiyor. Bunu yaparken de azıcık yüzü kızarmıyor. Utanmıyor. Sıkılmıyor…

Bir adamda utanma sıkılma duygusu yoksa, ondan her şey beklenir… Vatanını bile satar…

Yargıçlarımız, savcılarımız durmadan iktidar, yöneticiler lehine kararlar alıyorlar… Partili memurlar gibi çalışıyorlar…

Bunu bilen siyasetçilerimiz de önüne gelene “Hakaret davası” açıyor. Milyonlarca insan mahkeme kapılarında sürünüyor şimdi, cezalara çarptırılıyorlar…

Politikacının tek amacı var: Halkı sindirmek, korkutmak, dilediği gibi yönetmek… Başını kaldıranın başını ezmek…

Giderek onları “Korku imparatorluğunda” koyun sürüsü haline getirmek. Öyle ki, çoban sopasını salladığı anda, tüm sürüyü istediği yöne sevk edebilsin…

Şu sıralar, ülkemiz yolsuzluklar, rüşvetler, sorunlar açısından yangın yerine dönmüş durumda… Bu kötü ortamı politikacılara ne kadar anlatırsan anlat, ne kadar eleştirirsen eleştir, onlar yine bildiklerini okuyorlar… Daha da sıkışırlarsa inkâr ediyorlar. Asla suçları, suçluları, hataları kabullenmiyorlar. Daha da çok sıkışırlarsa “Aldatıldık” deyip, işin içinden çıkıyorlar.

Onlara diyoruz ki şimdi biz, bir zamanlar, FETÖ ile içtiğiniz su ayrı gitmezdi. En geniş devlet imkânlarını siz sağladınız bu çeteye. Yargılamayı, adaleti onlara siz teslim ettiniz. Ordunun kozmik odalarına girmesine göz yumarak, en gizli belgelerin çalınmasına siz sebep oldunuz…

Rıza Sarraf denilen kaçakçıyı bu milletin başına siz bela ettiniz… Bakanlar eliyle onu siz ödüllendirdiniz, hatta bir bakanınız onu o kadar çok sevdi ki “Gerekirse senin önüne yatarım, kimse senin kılına bile zarar veremez” dedi.

Rıza Sarraf’ı kamuoyuna “Hayırsever” diye tanıtan, televizyonlara çıkarıp, Türk bayrağı önünde özel programlar yaptıran sizler değil miydiniz?

PKK ile kapalı kapılar arkasında “Kürt Açılımı” görüşmeleri düzenleyen, meydanlarda Kürtçe şarkılar, türküler eşliğinde halaylar çeken, nutuklar atan sizler değil miydiniz?

Yıllarca onların peşinden gitmediniz mi? Onlar istemiyor diye Türk bayrağını, Atatürk heykellerine çelenk koymayı, Atatürk’ü, TC’yi, ANT’ı yasaklamadınız mı?

O günden bu yana ne değişti de birden FETÖ, PKK düşmanı olup, hemen Atatürkçü kesildiniz?

Ya, ey AKP için, “PKK kadar tehlikelidir” diyen Genel Başkan, şimdi ne değişti de tüm yönetiminle birlikte bu tehlikeli partinin yanına geçtin? Lafı eveleyip, gevelemeden söyleyelim, gerçek olan şu:

Sokağın köşesinde, her gece, her gün soğuk - sıcak demeden, kış – yaz demeden, çoluğu çocuğu, ailesi için pamuk şekeri satan adam; mangallı arabasında halka köfte satan köfteci sizlerden milletine daha faydalıdır…

Hiç olmazsa alınları açık, yüzleri aktır onların. Saklısı gizlisi, hilesi – hurdası olmadan yaptıkları bir iş var ortada...

Milletine yalan söylemeden, çalıp çırpmadan, bugün “AK” dediğine ertesi gün “KARA” demeden ve hepsinden önemlisi onuruna, şerefine, haysiyetine, insanlığına sahip çıkarak, milletine ve ailesine hizmet ediyorlar…

Bundan daha büyük yücelik ve büyüklük var mıdır?

Peki, yıllardan beri sizler ne yaptınız? Şu ülke için bir çivi çaktınız mı? Atatürk gibi, bir eser ortaya koydunuz mu? Yoksa onun yaptıklarını yıkmakla mı meşgulsünüz hâlâ?

Ali ERALP – 25 Aralık 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Sunny

22°C

Istanbul