ali eralp2

Emperyalizmin Ortakları İle Anti-Emperyalist Mücadele verilemez…

Yeni bir politik moda türedi:  CHP’yi kötülemek, yerden yere vurmak, AKP’yi göklere çıkarmak…

RTE’yi milliyetçi, vatansever ilan etmek, Kemal Kılıçdaroğlu’nu millet düşmanı, vatan haini ilan etmek…

Bir de büyük bir iş yapıyormuş gibi, bu bir devrimcilikmiş gibi, bir milliyetçilikmiş gibi bunu da her yerde, her durumda, her zaman iftiharla söylemek…

Peki, kim bunlar?

 YENİ MUHALEFET. YANDAN ÇARKLI YENİ YANDAŞLAR. YENİ DEVRİMCİ VE MİLLİYETÇİ ORTAKLAR…

Onlar, bu tavırlarını “Adalet Yürüyüşü”nde de ortaya koydular, iktidarla birlikte hareket edip, CHP ve Genel Başkanına olmaz hakaretleri yaptılar; şimdi de yolsuzluk, rüşvet belgeleri açıklanırken aynı yöntemi izliyorlar…

Neymiş efendim, Recep Tayyip Efendi, ABD emperyalizmine karşı mücadele veriyormuş, CHP bu mücadeleyi engelliyormuş, ABD ile birlikte hareket ediyormuş…

Ben geçmişte, CHP’nin yaptığı yanlışları ve Türkiye’nin bu kötü günlere gelmesindeki rolünü anlatan onlarca makale kaleme aldım. Ama şunu şimdi rahatlıkla diyebilirim ki böyle utanç verici bir davada, yani Sarraf Davasında, Türkiye Cumhuriyetinin ve bakanlarının adının geçmesine sebep CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu değildir.  

Buna sebep olanlar AKP’li Başkan ve bakanlardır. Burada asıl suçlu AKP’dir, onun as kadrosudur. Bakanlarıdır, milletvekilleridir, Genel Başkanıdır…

Çünkü rüşvetleri yiyenler,  milyarlık kol saatlerini alanlar, Rıza Sarraf’ı  “ülkeye katkısı olan, hayır işlerine giren biri olarak” değerlendirenler, yaptığı hizmetlerden dolayı ödüllendirenler ne CHP ne de onun Genel Başkanıydı…

Rıza’nın “Hakkımda soruşturma var mı? Sorusu üzerine: “Abicim, hiç sen o konuda sen rahat ol, sen rahat ol... Vallahi böyle bir şey varsa senin önüne ben yatarım ya... Senin İçişleri Bakanlığı'nda bir şeyin yok, MİT'te bir şeyin yok, Maliyede bir şeyin yok…” diye yanıt verenlerdi.

Her zaman söyledim, söylemeye de devam edeceğim: Recep Tayyip’in ABD emperyalizmine karşı mücadele verdiğini iddia etmek;  Damat Feritlerin, Vahdettinlerin Kurtuluş Savaşında “Yedi Düvelle savaştığını” ve Mustafa Kemal’in de onlardan yardım istediğini, onlarla işbirliği yaptığını iddia etmek gibi bir şeydir.

Oysa Kurtuluş Savaşında Atatürk ne Sultan Vahdettin’den ne de yandaşlarından yardım ve destek istedi… Onları karşılarına alarak, düşman ilan ederek emperyalistleri yendi.

Tam yeri gelmişken sözün burasında,  hemen şunu da belirteyim:

Amerika’da görülen Sarraf Davasında hedefe yatırılan Türkiye’dir. Türkiye’nin saygınlığıdır. Bu bir şantaj ve tehdit davasıdır… ABD bu girişimi ile Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi kendi çıkarlarına ve planlarına göre düzenleme hevesindedir. Bu bir gerçektir…

Bu nedenle, CHP milletvekili Tuncay Özkan’ın, “Trump kazanıyor, Erdoğan gidecek” sevinç gösterilerini de tasvip etmiyorum. Çünkü ben iktidarların halk hareketleri, halkın mücadelesi ve oyları ile değişeceğine inananlardanım…

Yoksa bir soyguncu, yalancı iktidar gider, onun yerine başkası gelir… Eski tas, eski hamam olur…

Vatan Partililer de “Mal bulmuş mağribi gibi”, Tuncay Özkan’ın bu sözüne sarılıp, tüm partiyi suçlamasınlar.

“Elbette, ABD ile birlikte iktidarı yıkma” hevesini mandacı bir politik görüş olarak kabul ediyor ve şiddetle kınıyorum… Ve sonuç olarak diyorum ki “Bugünkü ortam birbirimizi suçlama, aşağılama, kötüleme ortamı” değildir.

Birleşme, bütünleşme ve güç birliği yapma ortamı, dayanışma ortamıdır…

Peki, Amerika, Rıza Sarraf’ı yargılama isteğini gündeme taşıdığında ve onu tutukladığında AKP iktidarının acilen yapması gereken eylem neydi?

O, ABD’nin “Türkiye Ambargoyu deldi” suçlaması karşısında nasıl bir tavır takınmalıydı? Hemen söyleyelim:

Her şeyden önce ABD’ye ambargoyu delmediğini, ticaret yaptığını ve istediği ülkeden mal alabileceğini, istediği ülkeye mal satabileceğini açıkça bildirmeliydi…

Ve Rıza Sarraf’ın avukatlığına da soyunmamalıydı. Türk Subayının başına çuval geçirildiğinde vermediği notayı, İranlı dolandırıcı için vermemeliydi. Ona sahip çıkmamalı, arkasında durmamalı, araya adamlar koyup ardı ardına görüşmeler yapmamalıydı…

Ama daha da önemlisi onu yabancı bir devletin eline bırakmadan, suç ortakları ile birlikte kendisi yargılamalıydı…  

Ama nerede onda bu yargılama ve hesap sorma cesareti?

O kadar suça bulaşmış, o kadar suç işlemiş ki, pislikler paçasından akıyor.

“Deniz Feneri” davasından bu yana bu çark böyle dönüyor… Suçlular serbest bırakılıyor, suçsuzlar cezalandırılıyor… Deniz fenerini kovuşturan namuslu savcılar,  bir yaşam boyu zindanlarda kalmaktan kendilerini zor kurtardılar…

İşte bu nedenle, “Emperyalizme karşı mücadele veriyor” diye AKP iktidarını destekleyen, ona arka çıkan çevrelere diyoruz ki, Siyasal İslamcılar tarih boyunca emperyalistlerin yanında yer aldılar… Bu Ulusal Kurtuluş Savaşında da böyle oldu, Atatürk döneminde de ve daha sonraki dönemlerde de böyle oldu…

ONLAR SÖMÜRGECİLERİN, EMPERYALİSTLERİN ÖZ EVLATLARIDIRLAR…

Bugün çok sıkıştılar. Çok sıkıştırıldılar. Dara düştüler. Zor günler yaşıyorlar… İşte bu nedenle Atatürkçü, Avrasyacı, ulusalcı, bilmem neci kesildiler başımıza…

Siz onların Atatürkçü, antiemperyalist, Avrasyacı, NATO düşmanı, millici, falan filan gömlekleri giydiklerine bakmayın. Bir zamanlar da “MİLLİ GÖRÜŞ” gömleği giymişlerdi. Reis bir ABD’ye gidip geldi, anında üzerinden çıkarıp attı. ABD gömleği giydi…

Diyeceğimiz şu ki: ABD emperyalizminden AKP ile kurtulamayız… ABD emperyalizminden kurtulabilmemiz için, önce, AKP’den kurtulmamız gerekir… Bu iki kere iki dört kadar kesin bir gerçektir. Çağımızın gerçeğidir…

Ali ERALP – 03 Aralık 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

Yazarlar

Mostly sunny

15°C

Istanbul