yasasin cumhuriyet2 

Biz Bu Cumhuriyeti Sokakta Bulmadık…

Cumhuriyeti yıkmak, unutturmak için neler yapmadılar, neler… Saymakla bitmez…

Çelenk koymayı, ulusal bayramları, Ant’ı, bayrak taşımayı, İstiklal Marşını yasakladılar. Atatürk resimlerini kitaplardan çıkardılar, duvarlardan indirdiler. TC’yi devlet tabelalarından sildiler

2011 yılında 29 Ekimi kutlamayı yasakladılar… Bu, Cumhuriyet tarihimizde bir ilkti…

2010 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya geliş yıldönümü olan 27 Aralık 1919 kutlaması yapılmadı. Bu tarihte Kara Harp Okulu öğrencileri, okullarından başlayıp, Ulus’ta biten bir yürüyüş düzenlerlerdi her zaman.

Ankara Valisi, “Trafikte aksama yaşanmasın, genel hayat olumsuz etkilenmesin” gerekçesiyle bu kutlamayı kaldırmıştı.

Yıllardan beri süregelen ve şimdiye dek hiç bir trafik kargaşasına neden olmayan ve hiçbir iktidar döneminde yasaklanmayan “Harp Okulu öğrencilerinin yürüyüşü”, yine ilk kez AKP iktidarı döneminde ve 27 Aralık 2010 günü yasaklanmıştı.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez yapılmayan Cumhuriyet Bayramının iptal nedenini ise “Deprem felaketi”ne bağlanmıştı…

Ama bu engellemenin hemen ardından devleti yönetenler, resepsiyonlara koşa koşa gitmiş, bazı kokteyllere ve düğünlere katılmışlardı. Tümünün de belgesi var…

Bu düğünlerde, bu resepsiyonlarda Van depremi yok muydu?

Elbette vardı.

Vardı, var olmasına da asıl amaç başkaydı.

Asıl amaç, Kemalist Cumhuriyetle hesaplaşmak, Cumhuriyet dönemini tasfiye etmek, Siyasal İslam’ın yol haritasını tamamlamaktı…

AKP geçmişte sabırla, dirençle, bir adım ileri, iki adım geri atarak, “Takıyye yöntemi” ile (asıl amacını gizleyerek) eteklerindeki taşları birer birer dökmüş, biraz da devrimci, demokrat güçlerin dağınıklığından, sessizliğinden yararlanarak, Cumhuriyet kurumlarına yerleşmişti. Eteğindeki son taşları boşaltmak ve bütünüyle 1923 Devrimini ortadan kaldırmak için uygun ortam yaratmaya çalışıyordu o zamanlar.

Bugün olduğu gibi…

Başta ulus-devlet ve bağımsız Türkiye olmak üzere, Kurtuluş Savaşımızın tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak için mücadele vermekteydi.

Ergenekon’lar, çeşitli tertipler, kumpaslar, bunun içindi… Yargıyı, orduyu kuşatma harekâtı bunun içindi…

Bu yıkma çabaları karşısında o zaman, onlara şöyle yanıt vermiştim bir makalemde:

“Ama avuçlarını yalarlar…”

Çünkü burası ne Libya’dır, ne Irak’tır, ne Afganistan’dır, ne de Arabistan’dır. Burası, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte, şanlı 1923 devrimini gerçekleştirmiş bir ülkedir.

O “Yasaklama” yıllarında Türk milleti, çoluğu çocuğu, genci, yaşlısı ile yine meydanları doldurdu, yılmadı. Gerilemedi. Milyonlar, fener alayları düzenledi. Anıtkabir ziyaretçileri ikiye, üçe katlandı…

Günümüzde de yüce milletimiz yine meydanları doldurmakta, fener alayları düzenlemekte, kimse artık bu eylemleri yasaklamaya cesaret edememektedir…

Baskılar, tehditler karşısında halk, geçmişte olduğu gibi bugün de Mustafa Kemal gibi direnmeyi ve mücadeleyi seçti. Çünkü Atatürk de baskılar, tehditler karşısında asla yılmamıştı…

Subay olduktan sonra Şam’a sürülmüştü. Daha sonraları Sultan Vahdettin onu ölüme mahkûm etmişti. O, yine mücadeleden vazgeçmemişti…

Şöyle diyordu:

“Ordu müfettişliğinden istifa edip de basit bir vatandaş olarak milletim ve vatanım için çalışmaya başladığım gün bütün bir düşman dünya içinde, kendimi en kuvvetli bir adam olarak buluyordum. Bu kuvveti bana, Türk ulusu davasının büyüklüğü ile vicdanım veriyordu. (Atatürk İhtilali, Mahmut Esat Bozkurt)

Türk ulusu o karanlık dönemi aşıp, aydınlığa nasıl ulaştıysa, bugün de ulaşacaktır. Bundan kimse kuşkusu duymasın.

Çünkü “Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız yenilikçi devrim bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır.” (1923, Mustafa Kemal Atatürk)

Türkiye yedi düvele karşı kanla, canla, başla gerçekleştirilen bir mücadelenin sonucunda, şanlı bir “Kurtuluş Savaşı” ile kurulmuş, yüce bir ulustur.

1923 Cumhuriyet devriminin ürünüdür.

Tarihi kökleri olan yedi bin yıllık bir devlettir.

Kimse bu vatanı sokakta bulmamıştır. Kimse bu Cumhuriyeti sokakta bulmamıştır ve göz göre göre de onun parçalanmasına göz yummayacaktır.

Onun yok edilmesine asla izin vermeyecektir.

İster sağcı, ister solcu olsun, kim bu ülkeyi parçalamak için emperyalizmle, PKK ve etnik azınlıklarla, tarikatlarla, cemaatlerle işbirliği yapıyorsa, kim bölücülerin ve şeriatçıların borazanını öttürüyorsa, o, Cumhuriyetin ve devrimlerin düşmanıdır, Türkiye’nin çağdaşlaşmasının önünde engeldir, settir.

Kemalist devrim programının tamamlanabilmesi için bu setlerin ortadan kaldırılması gerekir. Ümmet ve kul anlayışından özgür vatandaş ve demokratik, uygar bir toplum yapısına geçebilmenin temel koşulu budur.

Bütün yurtseverlere düşen görev, Cumhuriyet devrimleri ve tam bağımsızlık için, Cumhuriyetin yok edilmesine engel olmak için yılmadan, usanmadan, dirençle mücadele vermektir…

Ali ERALP – 25 Ekim 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Partly cloudy

10°C

Istanbul