ali eralp2

Şu 15 Yıllık AKP İktidarında Neler Yaşadık, Neler…

Şu 15 yıllık AKP iktidarında gördüklerimizi, yaşadıklarımızı hiçbir dönemde yaşamadık, görmedik…

Ne ararsan var, derde devadan gayrı…

Yalan - dolan, aldatma - aldatılma, yolsuzluk – hırsızlık günlük olaylardan sayıldı.

Bu dönemde din sömürüsü, en geçerli meslekler arasına girdi.

Işığın yerini karanlık aldı.

Aklın yerini inanç, bilimin yerini hurafeler…

Laiklik, Cumhuriyet, Aydınlanma yok edildi.

TC, devlet tabelalarından silindi; Türk, Türklük unutturuldu… Milliyetçilik ayaklar altına alındı… İlk kez Türk subayının başına çuval geçirildi. Bu olay karşısında  “ABD’ye nota verecek misiniz?” diye sorulduğunda, “Ne notası, müzik notası mı” diye yanıt verildi…

Millet kavramı ümmete, vatandaş kula dönüştürüldü. Yerden biter gibi, ayrık otu gibi şeyhler, şıhlar türedi. Cemaatler, tarikatlar yaşantımıza egemen oldular… İnsanlarımıza yol gösterdiler, yön çizdiler…

Tüm AKP yöneticileri, önce, FETÖ’ye övgüler, methiyeler dizdiler. Devlet dairelerini, yargıyı, eğitimi, emniyeti onlara teslim ettiler… Uzun süre onlarla kardeş kardeş geçindiler… Yan yana, can cana işler çevirdiler. Birlikte kumpaslar düzenlediler. Komutanları ihanetle, çetecilikle suçlayıp, hapishanelere doldurdular. Ordunun kozmik odalarına girip, kolunu kanadını kırdılar.

Sonra araya çıkar, menfaat, koltuk kavgası girince, yollar ayrıldı. Bu kez komutanları, aydınları yargılayan FETÖCÜ hâkimler, savcılar yargılanmaya başlandı…

Bu olayın ardından dönüp millete “PARDON” dediler, pardon… “Ergenekon konusunda yanıldık. Bunlar bizi yanılttılar. Meğerse gerçek hain onlarmış…”

Sonra bu yanılmanın yanında bir başka “Yanılgı” daha yaşadılar: PKK YANILGISI… Kürt Açılımı…

Hem kendileri yanıldılar, hem milleti yanılttılar… Bebek katiline “SAYIN”, onların şehit ettiği Mehmetçiklere “KELLE” dediler. APO’ya övgüler, methiyeler dizdiler. Onu yerlere, göklere sığdıramadılar…

Kapalı kapılar arkasında bebek katilleri ile pazarlıklar yaptılar.

Önce bu ilişkileri yadsıdılar… Kendilerini PKK ile görüşmekle suçlayanları hain, şerefsiz ilan ettiler. Sonra da “Evet görüşüyoruz, hadi bakalım, ne olacak, ne yapacaksınız şimdi?” dediler… Teröristleri sınır kapılarında davullarla, zurnalarla karşıladılar…

PKK “İstemiyor” diye, Türk bayraklarını resmi kurumlara sokmadılar, Türk bayrağı satan bir emekçinin yerlerde sürüklenmesi, hala hafızalarımızda tüm canlılığı ile yaşamaktadır bugün.

PKK “İstemiyor” diye “Ant’ı yasakladılar. Herkesin gözü önünde Kürt militanlar, direklerden Türk bayrağını indirmeye çalıştılar…  Zaten hendekler, yeraltı geçitleri, barikatlar da bu dönemde yapıldı. Kentler, kasabalar silah ve bomba deposu haline bu dönemde getirildi.

Sonra baktılar ki verilen bütün bu ödünlere, yapılan bütün bu görüşmelere rağmen PKK yine silah bırakmıyor, saldırıyor, yine bildiğini okuyor, bu kez onu “DÜŞMAN” ilan ettiler. Savaş açtılar.

Geçmişte bir savaş da Suriye’ye açıldı…

Esad’ı Esed ilan ettiler. Suriye’ye karşı kim savaşıyorsa onu desteklediler. Tüm cihatçılarla birlikte bu ülkeyi parçalamak için ellerinden geleni yaptılar.

Onların bir tek amaçları vardı o zaman,  Suriye rejimini yıkmak… Ülkenin yönetimini Şeriatçı bir yönetime bırakmak…  Çünkü Beşar Esat, Sünni değildi. Ama başaramadılar…

O yıllarda "Şam'da Emevi Camii'nde namaz kılacağız" sözü dillerinde günlük kullanılan bir deyiş haline gelmişti.

Suriye iç savaşla harabeye döndü. Ülkesinden kaçan 3,5 – 4 milyon Suriyeli mülteci şu anda, ülkemizin 81 iline yerleşmiş durumda... Sefil bir hayat sürüyorlar. İçlerinde teröristler, katiller, hırsızlar da var… Ama bu göçmenlerin bir kısmı da lüks içinde yaşıyor.

Devlet onlara Türk halkının geçiminden kısıp trilyonlar harcıyor. Ne var ki artık eskisi gibi maddi kaynak bulamıyor. Para suyunu çekti çünkü. Ve bütçe açığını kapatmak için zamlar kapıda bekliyor…

Oysa daha önce RTE ile Beşar Esat arasından su sızmıyor, birlikte ailece tatillere çıkıyorlardı, hoşça vakit geçiriyorlardı.

Ne zaman ki ABD, Suriye’yi yıkma kararı aldı. Anında bizim dış politika da değişti. Suriye Türkiye’nin düşmanı oldu.

Şimdi bu düşman tekrar dosta dönüştü ve ordumuz Suriye’ye destek için İdlib’e girdi… Hem de bir zamanlar Suriye’yi yıkmak için savaşan Özgür Suriye Ordu (ÖSO) ile birlikte…

Bir zamanlar Suriye rejimini devirmek isteyenler şimdi ağız değiştirdiler ve “Türkiye olarak, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız…” demeye başladılar.

Bir taraftan da Recep Tayyip Erdoğan, ABD’ye veryansın ediyor, ağzına geleni söylüyor… Cumhurbaşkanının bu çıkışına bakarak, bazı devrimcilerimiz(!) onu hemen “Emperyalizm düşmanı”, “Antiemperyalist bir savaşçı” ilan ettiler. Onunla işbirliğine giriştiler…

Ben sözü fazla uzatmadan, bu konuda şunları söyleyeceğim:

Daha önce de buna benzer çok çıkışlar gördük. Bir hafta sonra AKP’nin ABD ile uzlaşma masasına yeniden oturmayacağını kimse garanti edemez. Bu antiemperyalist çıkışların gerçek olduğunu kanıtlamak için şunların da yapılması gerekir bence.

İncirlik Amerika’ya ve tüm Avrupa devletlerine kapatılmalıdır. NATO'dan çıkılmalı, 18 Adamız, Yunan egemenliğinden derhal kurtarılmalıdır.

Atatürk'e, Cumhuriyete, laikliğe 1923 Aydınlanma Devrimine sahip çıkılmalı, parti içindeki AKP'li FETÖCÜLER derhal temizlenmelidir. Bunun yanında Kandil’e geniş bir harekât düzenlenmeli, PKK belasına son verilmelidir…

Çünkü parça parça, küçük küçük harekâtlarla şehitlerimiz gelmeye devam edecektir… Bunu önlemenin tek çözümü budur…

Ali ERALP -14 Ekim 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Partly cloudy

10°C

Istanbul