ali eralp2

Devlet Varlığını Vergi, Zam Ve Satışlarla Sürdürmeye Çalışıyor…

Hazine tamtakır… İçine fare düşse, başı yarılır…

Bütçe açığı her yıl biraz daha fazlalaşıyor. Bu yıl 89 milyar… Türkiye'nin brüt dış borç stoku, yılın ikinci çeyreğinde 20 milyar dolardan da fazla artarak, 2003 yılından bu yana ilk kez milli gelirin yarısını aştı.

Gelecek yıl bu açık daha da büyüyecek… Çünkü gelir yok, gider çok…

Kışlık, yazlık saraylar yapılıyor, helikopterler, uçaklar, lüks makam arabaları alınıyor…

Bütün bunları karşılamak için para gerekli. Satmalı, savmalı…

Devlet ve kamu malı deniz…

Şimdiye dek 10 liman, 81 elektrik santralı, 40 tesis işletme, 3488 taşınmaz, 36 maden sahası satıldı…

Hayırsız mirasyedi evlatlar gibi sata sata mal bırakmadılar… Köküne kibrit suyu döktüler…

Ama yetmedi… Yetmeyecek…

Yetkili ağızlar, bu satışların 2018 yılında da devam edeceğini söylüyor…

Maliye Bakanı Naci Ağbal:

"Bazı fabrika satışlarına başlıyoruz. Özelleştirme İdaresi daha fazla varlık satışına gidecek. Bununla bütçemize gelir kaydedeceğiz.

Bir takım kurumların ellerinde, atıl vaziyette nakitler var. Bu nakitleri bütçeye aktarıyoruz. Bunun bütçenin ihtiyaçlarında kullanılmasını sağlıyoruz.

Kamunun elinde birçok yerde taşınmazı var. Buralarda da çok ciddi anlamda kamu gelir potansiyeli var. Kamu lojmanları, turizm tesisleri, kamuya ait diğer taşınmazların ekonomiye kazandırılmasını öngören düzenlemeleri meclise getiriyoruz. Bu yolla da bütçeye ciddi anlamda gelir üretiyoruz."

Sorunlar karşısında onların akıllarına gelen ilk ve tek şey, en kolay çözüm satmak – savmak, elden çıkarmak, özelleştirmek, bir kurumdan ötekisine gelir aktarmak oluyor…

Ama üretmek, tarımı, sanayiyi güçlendirmek, gelir kaynaklarını çoğaltmak, şirketlerden alınan vergiyi artırmak hiç akıllarına gelmiyor…

Ne var ki tüm Türkiye’yi de satsalar, yine de gelir, gideri karşılamayacak…

Çünkü ne satılacak mal kaldı ne de üretim yapacak fabrika.

Çünkü taşıma suyla değirmen dönmez…

Çok şükür (!) tarımı da bitirdiler. Artık çiftçi ne üretim yapabiliyor, ne hayvan yetiştirebiliyor… O da herkes gibi pilici, yumurtayı, eti, sütü gidip marketten alıyor…

Ekonomi her yıl, her ay, her gün, her saat kötüye gidiyor…

Peki, bu durumda ne yapmalı? İktidar bu bataklıktan nasıl çıkmalı, paçayı nasıl kurtarmalı???

Zam yapmalı… Emeklilerden, memurlardan, işçilerden alınan vergileri yükseltmeli. (!!!)

Motorlu taşıtlar vergisini yüzde 40 çoğaltarak tahsil etmeli… Gerçekte bu zam yüzde 68.

Dolaylı vergiyi artırmalı… Akaryakıta, tekele, elektrik ve suya, telefona otomatik vergi yüklemeli…

Türkiye’de en acımasız, en ağır, en kolay alınan vergi dolaylı vergidir… Zengini de yoksulu da benzine, mazota, sigaraya, içkiye, elektriğe, taşıtlara, telefona aynı vergiyi öder… Ayda 1404 TL alan asgari ücretli bir çalışan da, ayda 140 milyar geliri olan bir patron da aynı vergiyi öder…

Üstelik tüm vergiler çalışanlardan, emeklilerden, memurlardan peşin peşin kesilirken, şirketlerden hemen alınmıyor. Patronlar, hele hele yandaş patronlar canları isterse vergi ödüyorlar… Hatta hiç ödemeyenler, affa uğrayıp hiç vergi vermeyenler bile var…

Tüm yük emekçinin sırtında…

Alavere dalavere Kürt Memet nöbete…

Bütün bu belirtiler, “Kemer sıkma” döneminin yeniden başladığını, başlatıldığını göstermektedir. Ne var ki yoksulların kemerinde sıkılacak delik kalmamıştır artık…

Bir de bunlara kültürel, sosyal bozulmayı, yozlaşmayı eklersek durum, manzara-i umumiye kendiliğinden ortaya çıkar…

Atatürk’e dil uzatanlar mı ararsın, posterlerini çöplere atanlar mı, heykellerine saldıranlar mı? Cinsel tacizler, yatıp kalkıp eşlerini dövenler, karılarını, sevgililerini öldürenler, çocuk tecavüzleri mi ararsın…

İşte size büyüyen Türkiye!!! İşte size İlerleyen, gelişen Türkiye!!!

Sonunda bu zamlar, vergi artışları karşısında yandaş sendika, Memur-Sen bile isyan etti.

Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Hacı Bayram Tonbul, "Maliye Bakanı tarafından 2018-2020 orta vadeli programa ilişkin yapılan açıklamada yer verilen, genelinde vergi, özelde ise gelir vergisi artışları; "Büyüyen Türkiye’yi vergi yükü büyüyen kamu görevlerine dönüştürme gayretidir" dedi. Ve ekledi:

“Kamu maliyesi kaynaklarını artırmanın, bütçe açığını azaltmanın ya da sabit tutmanın kaynağı olarak ücretlilerin maaşının görülmesi ve bu amaçla gelir vergisinde oran artışına tevessül edilmesi Türkiye’nin en büyük Konfederasyonu, Toplu Sözleşme masasının yetkilisi olarak kabul edeceğimiz ya da sessiz kalacağımız bir durum değildir…”

ÇÜRÜMEYİ ARTIK YANDAŞLAR DA GÖRMEYE BAŞLADI…

Gerçek şu ki “Yiyin efendiler yiyin, bu devr-i iştiha sizin” döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Bir bakanın söylediği, öteki bakanın söylediği ile Başbakanın söylediği, Cumhurbaşkanının söylediği ile çelişiyor…

Güneş dağların arkasından yüzünü gösterir gibi oldu… Bir de muhalefet muhalefetliğini yapsa… Ne dersiniz?

Ali ERALP – 30 Eylül 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Mostly clear

17°C

Istanbul