ali eralp2

Berlin’de Hâkimler Var; Peki, Ankara’da Da Var mı?

Olay Almanya’da geçer.  

Kral II. Frederic güçlü bir kraldır. Yolda giderken bir tepede çok güzel manzaralı bir yer görür. Burasını kendisine saray yapmak ister. Fakat orada bir değirmen vardır. Eski bir değirmen. Kralın askerleri hemen değirmenciye kralın isteğini bildirirler. Değirmenci:

“Burası satılık değildir” der.

Değirmenci inatçı ve aksidir. Satmamakta ısrarlıdır. Askerleri oradan uzaklaştırır. Bunun üzerine Kral onu yanına çağırır. Şöyle der:

“Sanırım askerlerim isteğimi size iyi anlatamamışlar. Ben bulunduğunuz alana saray yaptırmak istiyorum. Değeri ne kadardır? Kaç para istersin?”

Değirmenci:

“Ben değirmenimi satmıyorum. Burası bana babamdan hatıra. Babama da dedemden hatıra. Bahçesinde ikisinin de mezarı var. Ben de öldüğümde oğluma bırakacağım.”

Çevresindeki insanlar değirmencinin deli olduğunu düşünürler. Bunun üzerine Kral Frederic ne istediğini ikinci kez açıklar:

“Yanlış anladınız herhalde. Orayı ben satın almak istiyorum. Kaç para istiyorsunuz?”

Değirmenci:

“Yoo yanlış anlamadım. Dün adamlarınız da böyle söyledi. Tekrar edeyim, yerimi satmıyorum…”

“Delirdin mi sen? Sana vereceğim parayla onun gibi yüzlerce değirmen yaptırırsın. İnat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim”

Değirmenci:

“Senin paran çok. Sen de ülkenin istediğin yerine saray yaptırabilirsin. Satmıyorum…”

Kral:

“Be adam senin karşında koskoca kral var. Bana karşı mı geliyorsun. İstersem zorla alırım.”

Değirmenci:

“Hayır Alamazsın… Asıl sen, Berlin’de hâkimler olduğunu unutma. Hiçbir güç, hiçbir siyasal iktidar, hatta kral bile adaletten üstün değildir… Kimse adaletin üstüne çıkamaz. Aksi takdirde orada oturamaz…”

Bu olaydan yıllar sonra, bir Osmanlı Heyeti bir toplantı için Almanya’ya gider. Bu ziyaret sırasında bu hikâyeden söz edilir. Ama bu hikâye, Osmanlı heyeti içindeki genç subaylardan sadece birisinin ilgisini çeker. O, merak eder ve bu sarayı görmek ister, gruptaki arkadaşlarını da çağırır. Ama daha çekici eğlence yerleri varken diğerleri oraya gitmek istemezler.

O genç subay o hikâyedeki sarayı görmekte ısrarlıdır. Bir tek o merak eder bu adaletin simgesi olmuş yeri görmeyi. Değirmencinin değirmenini ve sarayı görmek için çıkar. Orayı bulur ve karşısına geçip saatlerce seyreder bu müthiş yapıları.

Saraya değirmencinin adı verilmiştir yani Sans Souci Sarayı. Ve sarayı görmekte bu kadar ısrarcı olan genç subay ise, ilerde, saltanat ve hilafeti kaldırıp, yerine Cumhuriyeti kuracak olan Mustafa Kemal’dir…

Şimdi bir kez de ben sorayım: “Berlin’de hâkimler var; peki, Ankara’da da var mı?

En iyisi ben buraya şu 15 yılda yaşanan yüzlerce olaylardan sadece bir kaçını yazayım… Gerisine siz karar verin…

FETÖ ile AKP bir olup orduya bir kumpas düzenlemişti. Komutanları enselerinden tutup dört duvar arasına attılar… Tük Silahlı kuvvetlerinin kolunu kadını kırdılar. Sonra da bazı aydınları, ulusalcıları hapishanelere doldurdular…

Zamanın Başbakanı çıktı, “Ben bu davaların savcısıyım” dedi.  Ve 5-6 yıllık bir yargılama döneminden sonra, “Yanıldık, aldatıldık, kumpas düzenlemişler, PARDON!” dediler…

16 Nisanda “Başkanlık sistemi” yürürlüğe girdi. Bu basit bir olay değildi. Muazzam bir değişiklikti. Olağanüstü Hal ilan edilmiş, sonra da bu düzen olağan hale getirilmişti... Artık her şey iktidar partisi genel başkanının elindeydi. Yasama organını, HSK ve Anayasa Mahkemesi üyelerini genel başkan belirleyecekti… İşin kötü yanı buna kimse itiraz edemeyecek, hak arayamayacaktı. Çünkü hak, hukuk, adalet arama yolları da tıkanmıştı…

Nitekim, 16 Nisan 2017'de gerçekleştirilen halk oylamasında mühürsüz zarf ve oyların geçerli sayılmasına dair Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) işleminin iptali için CHP Konya eski Milletvekili Avukat Atilla Kart, 21 Nisan'da Danıştay 10. Dairesi'ne “tam kanunsuzluk” sebebiyle işlemin iptali istemiyle dava açtı. Daire, oy çokluğuyla ve incelenmeksizin başvuruyu reddetti. Bunun üzerine temyiz mercii olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na başvurdu. Orası da reddi onadı.

Hukuk, hak arama yolları bitince, bu kez o, zorunlu olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, AİHM’ye başvurdu. Şimdi sonuç bekleniyor…

Son makalemde şunu vurgulamıştım:

AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu eski üyesi Ayhan Oğan:

"Biz yeni bir devlet kuruyoruz. Beğenin beğenmeyin bu devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan'dır. Biz vesayet düzenini yıktık…" dedi

Bir isyandır bu… 1923’te kurulan Cumhuriyete karşı bir kalkışmadır… Ayaklanmadır…

Cumhuriyet savcıları, yargıçlar, sendikalar, dernekler, TÜSİAD patronları sussalar da Anayasamıza göre bu bir “Tebdil, tağyir ve ilga” suçudur. Yani bugünkü anlamı ile bozma, değiştirme, ortadan kaldırma suçu.”

Şimdi bir kez daha soruyorum: “Berlin’de hâkimler var; peki, Ankara’da da var mı?

Ali ERALP – 17 Ağustos 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Sunny

17°C

Istanbul