ali eralp2

Yahu Bir Kez De “Yanıldık, Hatalıydık” Deyin…

Çalma – çırpma, hırsızlık, yolsuzluk onlarda…

Yaptığını, söylediğini inkâr etme, bugün “Ak” dediğine, yarın “Kara” deme, kin, nefret, bilim düşmanlığı onlarda…

Tecavüz, cinsel taciz, pedofili – sübyancılık onlarda…

Yalan – dolan, sahtekârlık onlarda…

Bir gün gerçeklerden, doğrulardan söz ettiklerini hiç görmedik, duymadık ki…

“Siz hiç yalansız dolansız konuşmaz mısınız? Konuşamaz mısınız?” “Sizin ağzınızdan hiç gerçeği anlatan bir sözcük çıkmaz mı?”

Onların en büyük savunma araçları ise “Bizi bağlamaz, söylediği sözler kendisini ilgilendirir…” Ya da “Yanlış anlaşıldık, biz aslında böyle demek istememiştik…”

Nitekim birkaç gün önce, “Yeni bir devlet kuruyoruz. Beğenin beğenmeyin, lideri de Recep Tayyip Erdoğan” diyen AKP Parti eski MKYK üyesi Ayhan Oğan şimdi yeni açıklamalar yaptı.

Akit gazetesinden Faruk Arslan’a konuşan Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Oğan, “Sözlerinin bazı kesimlerce kasıtlı olarak yanlış yöne çekildiğini” ileri sürdü.

"Bu millet her zaman devletine sahip çıkmıştır. Bu yıkım manasına gelmez. Yeniden inşa, yeniden yapılandırma demektir. Türkiye’yi yıkıp da yerine başka bir şey getirmek zaten mümkün değildir" dedi.

Onlar için en gerçek yöntem “Kıvırtma” yöntemidir…

Bir keresinde bile “Biz şu olayda haksızdık, burada yanıldık” lafını onlardan duymadık… Hep zeytinyağı gibi suyun üstüne çıktılar…

YAHU BOZUK SAAT BİLE GÜNDE İKİ KEZ DOĞRUYU GÖSTERİYOR…

Gerçi sizin ağababalarınız, tarikat, cemaat şeyhleriniz de aynı yolun yolcusuydu… Onların da ağzından bir tek doğru sözcük çıkmazdı. Savundukları düşüncenin gerçek hedefini saklamadan, gizlemeden, yani kısaca “takiyye” yapmadan görüşlerini açıklayamazlardı…

Korkarlardı. Çekinirlerdi. Karınlarından konuşurlardı.

Fethullah Gülen’e göre, (yalan söylemek de geçerli olmak üzere) “Nihai hedefe varana kadar, yani sonuca ulaşana kadar, her yöntem, her yol mubahtı…” (Hocanın Okulları, İÜ Basımevi, İstanbul 1988, s. 28) ‘

Bu konudaki görüşlerini Şevki Yılmaz şöyle açıklıyordu:

“Türkiye’de Müslümanları selamete çıkarmanın, hürriyete kavuşturmanın yolu, mevcut düzeni kullanmaktan geçer. Müslüman, bulunduğu mekânda, mevkide ve zamanda davası için düzeni kullanabilmelidir…” (Şevki Yılmaz, Taraf Dergisi, 1993)

Onlara göre, “Demokrasi bir amaç değil, bir araçtı. Amaçlarına ulaşıncaya dek demokrasiye bağlıydılar...

Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz…” diyorlardı.

Onlar hiçbir zaman devrimciler gibi yiğitçe, cesurca davalarına sahip çıkmadılar. Çıkamadılar. Hep saman altından su yürüttüler. Ortamı tehlikeli buldukları anda kaçtılar, saklandılar. Uygun bulunca, başlarını kaldırdılar, saldırıya geçtiler…

Deniz’ler, Mahir’ler, Sinan’lar her yerde ve her zaman, dimdik, açık yürekle, kararlı bir şekilde inandıkları değerleri savundular ve asla onların parayla, pulla, malla mülkle ilişkileri olmadı… Ölüme giderken bile düşüncelerinden ödün vermediler…

Korkmadılar. Ürkmediler. Sinmediler…

Bir zamanlar, Enver Aysever bir canlı yayında Burhan Kuzu’ya sormuştu:

“Neden solcular siyasi suçtan içeri giriyor da sağcılar hep hırsızlıktan, yolsuzluktan giriyorlar?

Kuzu, önce, “Deme, öyle deme, çok ağır oldu… Yok, öyle bişey…” Sonra farkında olmadan gerçeği şöyle itiraf etti: 

“Sol, iktidara az geldiği için, az hırsızlık yapıyor, iktidar olduklarında onları da görürsünüz, hükümet olunca bunlar ortaya çıkıyor. Çünkü bir adamın elinde para yoksa, makam yoksa neyi çalacak?”

Gerçek bu kadar açık seçik ve güzel ifade edilebilir ancak… Demek ki adamın elinde “para varsa, makam varsa, hiç affetmemeli…

Çalmalı, çırpmalı… Su akarken testisini doldurmalı… Zengin olmalı…” Ama fakirin, fukaranın, altta kalanın canı çıkmalı…

Şimdi ona sormak gerekmez mi?

“PEKİ, SERVET ÜSTÜNE SERVET KOYMAK İÇİN ATATÜRK’ÜN, İNÖNÜ’NÜN, ECEVİT’İN MAKAMI ve İMKÂNLARI YOK MUYDU?”

Onlar da rüşvet alarak, rüşvet vererek, korku ve baskı yöntemleriyle sit bölgelerinde villalar alamazlar mıydı? İsviçre bankalarında hesaplar açtıramazlar mıydı?

Ama yapmadılar… Vicdanları elvermedi… Hırsızlık, yolsuzluk yollarını tıkadılar… Sabah akşam dinden imandan söz etmediler ama, saçı bitmemiş yetim hakkını da asla yemediler, mekanlarına sokmadılar…

Hukuksuzluk, kanunsuzluk kol geziyor şimdi… Adam gözümüzün içine baka baka suç işliyor. Devletin makamını işgal ediyor. Paspas gibi yasaları, anayasayı çiğniyor… Ne karışan ver ne görüşen…

O da kendinden öncekiler gibi zannediyor ki bu devran hep böyle sürecek, hep benim dediğim olacak…

Hitler de Mussolini de Franco da böyle demişti bir zamanlar… Sonra kaçacak, gizlenecek, delik aradılar… Ama bulamadılar…

Ali ERALP – 09 Ağustos 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Mostly cloudy

13°C

Istanbul