nazif_ekzen_aydinlik225

Petrol bölgesinde yeni ülkeler!

2012 yılının son haftasında Der Spigel dergisinde yer alan bir haber sessizce gündemden geçti.

İçinde bulunduğumuz bölgedeki değişimin temel göstergelerinden birisi niteliğindeydi.

Enerji alanında Çin petrol şirketi PetroChina Irak’a 50 milyar dolarlık bir yatırım ile Exxon Mobil’e ait bir petrol sahasını satın alıyor.

Alman dergisi, Irak yönetiminin Kuzey Irak yönetimi ile petrol anlaşması yapan Exxon Mobil’i cezalandırmak için Güney Irak bölgesindeki Exxon Mobil’e ait payı, Çin Petrol şirketine 2013 yılı Ocak ayında devretmek üzere anlaşma imzalayacaklarını, Irak Başbakanı Maliki’nin başdanışmanını kaynak göstererek açıklıyor.

*** *** ***
Enerji faturası!

Bölgede enerji kaynakları üzerindeki bütün hareketler, Türkiye’yi kendi enerji güvenliği açısından geçmiş yıllara göre çok daha yakından ilgilendirmeye başladı.

Türkiye’nin enerji dış bağımlılığı 2012 yılında kritik göstergelerle daha somutlaştı.

Türkiye’nin “en yumuşak karnı” oldu.

Türkiye dramatik bir biçimde büyüyen “cari açığı” sınırlamak için 2012 yılında büyüme hızını yavaşlatmak zorunda kaldı.

Büyüme hızı yüzde 9’lar seviyesinden yüzde 2.5 düzeyine hızla gerilerken, “cari açıkta” GSYİH’nin ancak yüzde 7’si düzeyine indirilebilen sınırlı bir yavaşlama oldu.

Cari açığın sınırlı da olsa yavaşlamasında, büyümenin yüzde 2.5 düzeyine kadar baskılanması sonucu, ithalatın 2012 yılında yüzde 2 oranında azaltılması gerçekleşti. İthalattaki bu azalmaya karşılık, 2012 yılı içinde Türkiye’nin toplam enerji ithalatı beklenenin yüzde 21 oranında daha yukarısında gerçekleşti.

5 yıl içerisinde, (2007-2011), enerji talebinin yıllık yüzde 6,4 oranında artacağı öngörülmesine rağmen, ancak yüzde 2,5’lik bir artış hızına ulaşılmıştı.

2012 yılında büyümenin de yavaşlaması ile birlikte enerji talebindeki bu düşük artış eğilimi devam etti.

Ancak Türkiye’nin enerji faturası düşmedi, tersine arttı.

2012 yılında Türkiye yaklaşık 60 milyar dolarlık enerji ithal etti.

Toplam ithalatının tam yüzde 25’i tek başına enerjiye ait.


Bu yüksek fatura ile gerçekleşen ithalat Türkiye’nin toplam enerji gereksiniminin yüzde 70’ini oluşturuyor.


*** *** ***
Dışa bağımlılık artıyor!

2012 yılında enerjide somutlaşan sonuç; enerjide büyümenin yavaşlamasına ve toplam enerji talebinin son beş-altı yıllık dönemde beklenenin altında gerçekleşmesine karşılık, Türkiye'nin enerji dış bağımlılığı ve toplam enerji faturası artmaya devam ediyor. Bu dengenin diğer tarafında büyüyen enerji dış bağımlılığının kaynakları var.

Bu kaynaklar içinde, Rusya Federasyonu, İran ve Azerbaycan ilk sırada.

Büyüme yavaşlıyor enerji bağımlılığı azalmıyor

Önceki haftanın yazılarında IMF'nin 21 Aralık tarihinde açıkladığı 4. md inceleme sonuçlarında, önümüzdeki beş yıllık dönemde, (2013-2017), Türkiye'de büyümenin yıllık ortalama yüzde 2.5-3 aralığında kalacağının beklendiğini vurguladık.

Açık anlatımı ile önümüzdeki beş yıllık dönemde Türkiye düşük büyüme hızında kalacak.

Düşük büyüme hızı için, özel tüketimde yıllık ortalama, GSYİH'nin yüzde 3.5'i oranında bir büyüme ve özel yatırımlarda da sadece yüzde 3.9'u oranında büyüme olacak.

Bu düşük denge öngörüsünde dahi toplam ithalat içinde enerji ithalatının payı düşmeyecek.

2012 yılı sonundaki yüzde 25 seviyesinde kalacak.

Düşük büyüme, düşük toplam enerji talebine karşılık, Türkiye enerji dış bağımlılığını azaltamıyor.

IMF'nin son senaryosunda bu denge bir kez daha ortaya çıkıyor.

Orta-uzun vadeye yayılan enerji dış dengesindeki bu durum, dış kaynaklar açısından enerji güvenliği sorununu Türk enerji politikasını ilk gündem maddesi haline getiriyor: Enerji vanalarını elinde tutan komşular ile iyi dostluk.

Türkiye, Cumhuriyet'in uzun dönemli; "yurtta barış-dünyada barış" hedefini yetersiz bulup yerine ikame etmeye çalıştığı, "komşularla sıfır sorun" politikasını iki yıl içinde sıfırladığı ortamda, bölgede değişen koşullar karşısında enerji güvenliğini kendi eli ile riske sokmaktadır.

*** *** ***
Enerji yolları etkilenir mi?

Der Spigel'de 2012 yılının son haftasında çıkan haberin dikkat çekici yanı, sadece Çin'in en büyük petrol şirketinin yatırımcı olarak bölgeye gelmiş olmasından kaynaklanmıyor.

Irak merkezi yönetiminin bölgeyi Batı petrol şirketlerini dışlayarak yatırıma açmış olması, bölgede değişmekte olan dengelerin yönünü belirleme açısından dikkat çekiyor.

PetroChina'nın yapacağı açıklanan 50 milyar dolarlık yatırım, batılı merkez ekonomilerde yaşanan kriz ortamında büyük bir yatırım.

Arkadan gelen çok sayıda başka soru var.

Çin,  Irak petrol alanlarında elde ettiği bu alanla sınırlı kalır mı?

Güneyde çıkarılacak petrol büyük olasılıkla Basra Körfezi üzerinden taşınacaktır.

Basra Körfezi aynı zamanda zengin İran petrol bölgesi Kuzistan'dan çıkarılmakta olan petrolün de en büyük taşıma yoludur.

Basra Körfezi'ndeki taşımacılık güvenliği için ABD ile sürekli sürtüşme içinde olan İran, Basra taşımacılığında Çin desteği ile güvenlik bulabilir mi?

Petrol alanlarından sonra Irak zengin olduğu belirlenen doğalgaz alanlarını da batılı şirketler dışına çıkartır mı?

Kuşkusuz petrol, doğalgaz taşımacılığında değişecek ulaşım hatları Türkiye'nin uzun dönemdir üzerinde oynadığı ve buradan gelir elde etmeye çalıştığı taşımacılık rolünü nasıl değiştirir?

Sorular çoğalmaktadır.

*** *** ***
Türkiye yeniden 1970lere dönüyor!

Türkiye, 1970'li yılların başında altın-dolar bağının kopması ve doların dünya için rezerv para haline gelmesi sonrasında, hızla tırmanmaya başlayan petrol fiyatlarına bağlı olarak yaşadığı dış denge krizinin sonuçlarını bir kez daha yaşamamak için, ülkemizi piyasa güçlerine sonuna kadar açan 1980 24 Ocak IMF-Dünya Bankası Programı'na dahil olmuştu.

Programı savunanlara göre 1970'lerin sonunda Türkiye'nin petrol ithalatını sağlama imkanı kalmamıştı.

Ülkede üretim ve yaşam petrol ithalatı faturası nedeniyle durma noktasına gelmişti.

Aradan geçen 35 yıldan sonra aynı gerekçelerle üretim yavaşlıyor ve gönüllü olarak büyümeden vazgeçiliyor.

AKP iktidarının bakanları, "enerji ithalatı hariç tutulduğunda cari açık olmadığını" itiraf ediyorlar.

Ancak geçen 35 yılda, Türkiye karayolları politikasından vazgeçmiyor.

Şehirler arası ve şehir içi yolcu ve yük taşımacılığını lastik tekerlekli araçlar ile yapmaya devam ediyor.

Yetmiyor, duble yollarla karayolu ağını sonuna kadar zorluyor.

Demiryolunu komünist işi olduğu için reddediyor.

Denizyolları-liman yapımını gündeme bile almıyor.

Ancak yat limanları yapıyor.

Türkiye büyük şehirlerinde şehir içi taşımacılığı yapamaz hale geliyor.

Büyük şehirler açık otoparklar haline geliyor.

Enerji tasarrufunun ilk hareket noktası unutturulmaya devam ediliyor.

Der Spigel dergisinde 2012'nin son günlerinde çıkan haber, bölgede ve sonucu olarak Türkiye'de enerji sorununun akılcı çözümünde yol gösterici olur mu?

Tartışmak gerekiyor.

Nazif EKZEN - 03 Ocak 2013 - Aydınlık

Yazarlar

Sunny

18°C

Istanbul