batmayan gunesin izinde finlandiya2

Batmayan güneşin izinde...

İskandinavya’nın kuzeyindeki Nordkapp’tayız. Buralarda Mayıs-Temmuz arasında hava kararmıyor.

Güneş ufuk çizgisine doğru şöyle bir iniyor, batmadan yeniden yükseliyor. Kasım-Ocak aylarında ise hiç doğmuyor.

Stockholm’den İsveç’in kuzeyinde Haparanda’ya kadar kıyıyı takip ettikten sonra Tornio’dan Finlandiya’ya geçeceğiz. Daha sonra kuzeye doğru ilerleyerek Kuzey Buz Denizi kıyısındaki Kirkenes’e ulaştıktan sonra yönümüzü batıya çevirerek Nordkapp’a doğru ilerleyeceğiz. Stockholm’ü ardımızda bıraktığımızda havanın ısısı 30 dereceydi. Kuzey coğrafyasında pek sık rastlanmayan bu ısının gezi boyunca devam etmesi dileğiyle yola koyulduk. İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın kuzey bölgelerini kapsayan bu coğrafyanın adı Finnmark (1).

KUZEYİN ÜVEY EVLATLARI HOŞNUTSUZ...

Kuzeye çıktıkça Samilerin yaşadığı şehirleri, Samice yol tabelalarını, Sami çadırlarını, Sami giysili insanları ve yol kenarlarında otlayan ren sürülerini görmeye başlıyoruz. Avcı ve toplayıcı kültürlere dayanan kökleriyle Samiler kuzey İskandinavya’nın ilk yerleşimcileri ve bu coğrafyanın sahipleri. İsveçliler güneyden kuzeye doğru yayıldıkça kuzeyde sıkışmışlar, toprakları İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya arasında bölünmüş. İskandinav ülkelerinde çeşitli haklar elde etmişler ama örneğin kuzey İsveç’teki yeni yatırımlar Samilerin ren geyiklerini otlatabilecekleri alanları kısıtlıyor. Barajlar, hidroelektrik santraller, maden arama çalışmaları nedeniyle geyiklerin serbest dolaşımı engelleniyor, binlerce yıldır balıkçılık yaptıkları göl ve nehirlere ulaşamaz hale geliyorlar ve Samilerin hoşnutsuzluğu artıyor.

batmayan gunesin izinde finlandiya

FİNLANDİYA TOPRAKLARINDA...

İsveç’in Botni Körfezi’ndeki Haparanda, Finlandiya’nın Tornio kasabasıyla sınır komşusu. Tornio nehri iki kasabanın arasındaki sınır. Neredeyse iç içe olan bu iki şehir bir köprüyle birbirine bağlanıyor. Kasım-Nisan ayları arasında tümüyle donan Botni Körfezi ve Tornio Nehri; buz pateni, kayak veya kızaklarla geçilebiliyor. 1809 yılına kadar İsveç’in egemenliğinde kalan Finlandiya, Rus egemenliğinde Rus Çarına bağlı Özerk Dükalık olmuş. 1917 yılında bağımsızlık ilan edilmiş ama hem iç savaşı hem de işgali yaşamış. Bugün diğer kuzey ülkelerinin aksine bir cumhuriyet ve parlamenter demokrasiyle yönetiliyor. Finlandiya’nın yüzde 10’u sularla kaplı, yüzde 78’i de orman. Güney Finlandiya’daki ormanların çoğu da 60 yaşından genç. Geçtiğimiz yollarda su ve orman öylesine iç içe ki işte özlediğimiz doğa bu diyoruz! Finlandiya’da kuzeye doğru yol aldıkça ormanlar gibi bitki örtüsü de değişiyor. Ormanların yerini bodur çalılar, iri ve rüzgardan törpülenmiş değişik görünümlü kayalıklar alıyor, toprak örtüsü yeşil olmakla beraber çoraklaşıyor. Temmuz ayında olduğumuzu unutturan buz gibi kuzey rüzgarları arasında ilerliyoruz. Isı sadece 7 derece.

ren geyikleri

Su damlacıklarının yüzümüze kırbaç gibi indiği yağmurlu, rüzgarlı ve soğuk bir havada Kirkenes’e ulaşıyoruz. Varanger fiyordunun bir uzantısı olan Bök fiyordu sahilinde yer alan Kirkenes, Norveç’in Kuzey Buz Denizi’ndeki liman şehirlerinden biri. Aslında bir maden şehri. Kirkenes sahilinde Kuzey Buz Denizi’ne bakıyoruz. Uçsuz bucaksız gibi duran bu durgun denize bakmak müthiş bir duygu! Rusya ile komşu olan Kirkenes, II. Dünya Savaşı’nda en fazla hava saldırısı yapılan şehirlerden olmuş. Norveç’i işgal eden Nazi Almanyasının “Buz Denizi Hava Filosu JG 5”in merkezi de buradaymış. Naziler Murmansk cephesine yönelik saldırıları buradan yapmışlar. Kızıl Ordu’nun 25 Ekim 1944’te kurtardığı şehirde partizanlara yardım ettikleri gerekçesiyle Naziler tarafından dövülerek öldürülen yurtseverler için yapılmış bir anıt var. Rusya ile çok canlı bir sınır ticareti olduğunun göstergesi tesadüfen rast geldiğimiz pazar. Satıcıların çoğu Rus, el işlemeleri, her türlü yün ve kürk giyecekler, kristaller, antikalar, küçük ev eşyaları satıyorlar. Tabii ben de koleksiyonum için Rus bebekleri alma fırsatını kaçırmıyorum.

KARARMAYAN GECELER...

Buralarda 17 Mayıs-21 Temmuz arasında hava kararmıyor, gece olmuyor. Güneşin ufuk çizgisine doğru şöyle bir aşağıya indiğini ama batmadan yeniden yükselmeye başladığını görüyorsunuz. Müthiş bir deneyim! Ama 21 Kasım ve 21 Ocak arasında da güneş hiç doğmuyor. Ay ve kar aydınlığında geçen günler bizim gibi güneş bağımlıları için çok zor olmalı! Kirkenes’ten batıya Nordkapp’a doğru ıssız bir coğrafyada yol alıyoruz. Ren sürüleri sıkça yolumuzu kesiyor. Çok seyrek olarak 5-10 evden oluşan köyler görüyoruz. Bir de Samilerin çadırlarını ve balık kurutmak için kurdukları çitlerini. Tepelerin buzla kaplı olduğu artık neredeyse hiç ağaç kalmayan bu çıplak kayalıklarda telefonlar da kapsam dışı! En büyük korkumuz yakıtsız kalmak.

sami cadirlari

NORDKAPP’TA FIRTINA...

Mageröya adasının ucunda yer alan Nordkapp’a adanın en büyük yerleşim yeri ve limanı olan Honningsvog’dan gidiliyor. Honningsvog turistik gemilerin en kuzeydeki durak yeri. Eskiden Nordkapp’a gitmek için feribotla Mageröya adasına geçilirken şimdi üç tünel yapılmış, ulaşım karayoluyla sağlanıyor. En uzun tünel 6.870 metre uzunluğunda ve bir kısmı denizin 212 metre altında. Nordkapp aslında Avrupa’nın en uç noktası değil ama arabayla ulaşılabilen (enlem 71o10’21” boylam 25o47’40”) en uç noktası. Turistler 307 metre yüksekliği olan bir kaya parçasının üzerinden engin Kuzey Denizi’ni ve batmayan güneşi seyretmek için geliyor. Ama buralarda ani hava değişimleri nedeniyle güneşin hareketleri izlenemeyebiliyor. Bu nedenle bir de müze yapılmış. Müzede turistlere güneşin batmadan doğuşu, buradaki doğal yaşama ait tüm canlılar son derece canlı bir biçimde sergileniyor. Bir de Tayland müzesi var, 1907’de deniz yoluyla gelen ve Nordkapp’ın ünlü kayasına tırmanarak yukarıya çıkan genç Tayland kralı anısına yapılmış! Doğrusu kırbaç gibi yüzümüze çarpan yağmur, 3 dereceye düşen ısı ve görüş mesafesinin 1 metrenin altına düştüğü yoğun sis altında Nordkapp Müzesi bizim de kurtarıcımız oldu!

nordkapp enlem kaya tabelasi

(1) Finnmark, İskandinavya coğrafyasının kuzey bölgeleri için kullanılan bir terim. Samilerin yaşadığı bu bölgelerde yapılan kazılar, 10 bin yıl önce buralarda yaşayan avcılık ve balıkçılıkla hayatlarını sürdüren toplulukların varlığını kanıtlamakta...

(2) İsveç’teki Haparanda ve Trelleborg şehirlerinde I. Dünya Savaşı’nda İsveç Kızılhaçı yardımıyla yapılan esir mübadelesinde hayatını kaybeden savaş esirleri için 2 anıtmezar yapılmıştır ve 4 Türk savaş esiri bu mezarlarda yatmaktadır. Kaynak: Tülin Uygur, I.Dünya Savaşı’nda Türk Esirler, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2014

Nordkapp’ı İngiliz gemiciler keşfetmiş!

16.YY‘da Baltık Denizi yoluyla yapılan ticarete egemen olma mücadelesi veren İngiltere, bir yandan Danimarka’nın uyguladığı gümrük vergileri diğer yandan da Hansa Birliği’nin baskısı altında kalınca Rusya ile ticaret yapabilmek için yeni yollar aramak zorunda kalır. 1553 yılında 3 İngiliz gemici bu zengin topraklara farklı bir yoldan ulaşmak için yola çıkar. İki gemi ve bunların 100 kişiden oluşan mürettebatı, Kuzey Buz Denizi’nde sürüklendikten sonra Murmansk kıyılarında karaya ulaşır ama sert kış ve açlık nedeniyle gemidekilerin hepsi ölür. Rus balıkçılar cesetleri ve kaptanın seyir defterini yaz aylarında bulunca Londra’ya gönderir. Edward Bonaventura adını taşıyan üçüncü gemi ise daha şanslıdır. Norveç kıyılarını izleyerek İskandinav yarımadasının en kuzey burnuna ulaşan kaptan Richard Chancellor buraya “North Cape” adını verdikten sonra Buz Denizi’nde yoluna devam eder. Yakalandıkları fırtınadan Rus balıkçıların yardımıyla kurtulup, Kuzey Dvina Nehri deltasında St. Nikolay (Severodvinsk) manastırı civarına sığınırlar. Kaptan, buradaki ticaret imkanlarını görünce hemen karayoluyla Moskova’ya gider ve Çar II. İvan’dan Dvina’da ticaret yapma ayrıcalığını elde eder.

haparanda sehit turkler anit mezari

Ünlü “Muscovy Company-Moskova Şirketi” ni kurarak uzun bir süre Rusya ile ticaret ayrıcalığını elinde tutar. İngilizler bu nehri kullanarak Moskova üzerinden İran ve Asya ile ticareti geliştirirler, 1584 yılında da Beyaz Deniz kıyısında St. Nikolay manastırı yakınında “Yeni Kholmogory” adıyla bir de ticaret merkezi kurarlar. 1600 yıllarında artık canlı bir ticaret şehri olan bu merkeze çarın koruyucu meleği olan baş melek St. Mikael’e (Cebrail’e) atfen “Arhangelsk” adı verilir. Arhangelsk, Rusya’nın Batı Avrupa’ya ve dünya denizlerine açılan ilk kapısı olur.

Haparanda’daki şehit Türkler...

Türk şehitlerini ziyaret etmek için mola verdiğimiz Haparanda Mezarlığı’nda kale burcu görünümündeki sarı çiçeklerle süslenmiş anıt mezarı hemen gördük. 1917 yılında 2 Türk savaş esiri eve dönüş yolunda mübadele treninde can vermişti. Tam da Rusya’da yaşadıkları esaretten kurtulacakları sırada tüberküloz nedeniyle hayatını kaybeden 28 yaşındaki Samsunlu Osman Atke ve 25 yaşındaki Sivaslı Hasan Ahmed’i saygıyla anarak Türk, Avusturya-Macaristan ve Alman savaş esirlerinin birlikte yattığı anıtmezardan hüzünle ayrıldık. (2)

Tülin UYGUR - 25 Şubat 2015 - Aydınlık