damgalar mustafa aksoy2

Bu eserle dünyada bir ilke imza atıldı : Damgalar!

Kıymetli Okuyucularım;

Bugün sizleri can sıkıcı gündemden uzaklaştırıp, moral ufuk ve perspektif verecek bir konuyu dikkatlerinize arz etmek istiyorum. Arada mutadım olduğu üzere nalına mıhına vuracağız müsaadenizle. Türk kültür tarihinin çok önemli belgeleri olan kaya resimleri, “tamgalar” bir envanter mantığıyla Türklerin iskân ve fethetmiş olduğu yaklaşık 55 milyon kilometrekarelik alandan ne yazık derlenip toparlanamamıştır.

Türk mitoloji ve ikonografisinin bütünlüklü olarak incelenmesi ve anlaşılmasına boyların iskân ve göçlerine etkilerine etkileşimlerine Türklüğün sosyal tarihinin tekâmülüne ışık tutacak bu ürünler kültür tarihçiliği açısından son derece önemlidir. SSR dönemi Sovyet coğrafyasındaki enstitülerde bu anlamda pek çok yayın ve derleme yapılmıştır.

GAZİ ANLAŞILAMADI...

M. Kemal Atatürk’ün büyük bir öngörü ile başlattığı temeli kültür olan Cumhuriyet ne yazık ki daha sonraki süreçte iktidarın Türklerin elinden kıvrak dolaylamalarla kademe kademe alınmasıyla beraber farklı bir niteliğe bürünmüştür. Gazi bütün büyük insanlar gibi yalnızdı. Bu konuda da onun çizdiği ufuk yeterince anlaşılamadı.

Bugün Türklük bilim araştırmaları politika, bilim kadro ve ufuk olarak hiç de arzu etmediğimiz bir noktadadır. Tüylü kulaklı, imkân elinde olan garip adamlara hâlâ bu proje önemlidir, bu konu önemlidir gibi garip izahatlar yapma noktasındayız.

Türk kültürü ile ilgili araştırma kurumlarının başına çok uzun yıllardır feylesofisi perspektifi olmayan kadroların getirilmesi boşuna değildir. Türk kültürünün kadroları doğru dürüst araştırılıp ortaya konulduğunda bu birikim yepyeni bir medenî hamleye kapı aralayacak potansiyeli yaratma tehlikesi vardır. O yüzden durmadan fiil çekimi, Turhal mutfağı, Lüleburgaz masalları derlemeciliği, Hint Evropacılık, Türkçenin sırları tadında kompozisyonlar, arşiv transkripsiyonları bilim diye sunulması lazım.

Türk burjuvasi Türk kültürünün tahfif eden tutumuyla tuhaf bir görüntü içerisindedir. Türk kültürüne ait hiçbir projeye kuruş destek vermezler “Atatürk’ün CHP’sinin İş Bankası dâhil –bu noktada mutabıktırlar-” O yüzden burjuvazimizin siyasal iktidar azarladığı, çemkirdiği zaman gidebileceği bir tabanı yoktur “Rob dö şambr” çekip kristal viski bardağında arıyor teselliyi. Ya da beni yanlış anladın minibüs jargonuna vuruyor.

Tıpkı eski Türk filmlerindeki konak, köşk zadegânları gibi.

Konumuza dönelim :

Mustafa Aksoy, Sosyoloji disiplininden gelen bütün akademik kariyerinde Z. Fahri Fındıkoğlu, Eröz çizgisini takip eden sahaya, kültüre bizatihi temas etmeye önem veren bir Türkolog. Türk kültürün coğrafyasını baştan başa gezerek ortaya anıtsal bir eser koydu. Önemli tespitlere ulaştı. Bütün bunları çoğu kere kendi nafakasından ayırdığı çok kıt imkânlarla yaptığını onun izni olmadan bir dostu olarak meselenin anlaşılması için dikkatinize sunarım.

damgalar mustafa aksoy

Mustafa Aksoy Bey’in konuyla ilgili açıklamaları :

BU ARAŞTIRMA NASIL BAŞLADI VE NASIL DEVAM ETTİ?

Kasım 1996’dan 1997 Haziran ayına kadar Almatı şehrinden Aral gölü kenarındaki Aral kentine kadar uzanan saha içinde, yani Güney Kazakistan’da, zaman zaman da Özbekistan ve Kırgızistan’a geçerek saha araştırmaları yaptım.

Haziran 1997’nin sonuna doğru Kazakistan’dan, kara yoluyla Özbekistan’a geçtim. Özbekistan’daki araştırmalarımın son halkasını oluşturan Karakalpakistan’dan Kazakistan’ın Hazar kıyısındaki Mangışlak yarımadasına geçtim. Türk tarihinin önemli kültür merkezlerinden biri olan Mangışlak’tan, Hazar Denizi kıyılarını takip ederek ulaştığım Türkmenistan’ın Balkan bölgesinde de araştırmalar yaptıktan sonra, bunları, Türkmenbaşı’ndan deniz yoluyla geçtiğim Azerbaycan/Bakü’deki çalışmalarım takip etti. Son olarak Gürcistan (Özel nedenler dolayısıyla Gürcistan’da araştırma yapamadım. Param bittiği için Bakü’den Karsa otostop yaparak geldim. Bir kamyonla Bakü’den Gürcistan gümrüğüne geldim orada arazide bir gün yatıp ertesi gün bir tırla Posof gümrüğüne geldim. Orada da bir gün arazide yatarak ertesi gün Bakü’den Van’a döne bir otobüsle Kars’a geldim.) üzerinden Kars, Iğdır ve Van’da incelemelerde bulunarak İstanbul’a döndüm.

Türkistan deneyiminin önümde açmış olduğu yeni ufuklardan, edindiğim şaşırtıcı bilgilerden güç alarak yeniden Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yüzümü döndüm ve 1997 Ağustos’unda büyük bir heyecanla henüz doğruluğunu gözüm ile görüp yeterince ifade edemediğimi düşündüğüm büyük sevdanın, damgaların dilinin ardına düşerek tekrar araştırmalara giriştim. Her ulaştığım veri, bendeki araştırma dürtüsünü körüklüyor ve ardı sıra sürüklüyordu. Bu heyecanla Eylül 1999’a kadar Türkiye’de çeşitli yerlerde araştırmalar yaptım.

1999-2001 yılları arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaparken, Üniversitedeki çalışmalarımdan kalan zamanlarda Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan’da damgalar ve etnografya hakkında araştırmalara devam ettim. Çalışmanın önemli ayaklarından birini 2001 yılı Ekim ayında gerçekleştirdiğim Sibirya gezisi oluşturdu. Rusya Federasyonuna bağlı özerk Altay, Hakas ve Tuva cumhuriyetlerinde saha araştırmaları yaptım.

Türkiye ve Türk kültür coğrafyasıyla ilgili yerlerde 1996’dan beri damgalarla ilgili etnografya ve arkeoloji eserleri hakkında saha çalışmaları yapmağa devam etmekteyim. Bu zamana kadar 2004 Ağustos’unda Ukrayna, 2005 Eylül’ünde İran, 2007 Mayıs’ında Kazakistan, 2008 Mayıs’ında Türkmenistan, Ocak 2008’de Romanya ve Moldova, 2008 Mayıs’ında Kosova, Ağustos 2012’de Makedonya, Şubat 2013’de Bulgaristan, Temmuz 2013’de Ukrayna, Şubat 2014’de ise Tataristan ile Çuvaşistan’da damgalarla ilgili saha araştırmaları yaptım. Türkiye’de damgalarla ilgili en son saha çalışmasını ise 2012 Mayıs’ında gerçekleştirdim[1]. Kitabın Temmuz ayında basılmasından 10 gün sonra Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Mari El ve Komi özerk cumhuriyetlerinde araştırmalar yapmak için gittim.

kilim desenleri

TÜRKÇE ARKA KAPAK YAZISI...

Tarihin Sessiz Dili Damgalar / The Silent Language of History Damgas adlı eserde maddi kültür unsurlardaki “şekil” ve “damgalar” yorumlanarak farklı bir kültür tarihi yazılmıştır. Ayrıca etnografik eserlerin görülenden farklı boyutları olduğu, bunların en “otantik tarihî belgeler” olarak kabul edilmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Aksoy, “damgalar”ın tarihin bilinen kadim dönemlerinden günümüze kadar geldikleri ve taşıdıkları anlamlarla tarihe şahitlik ettiklerine dikkat çekerek, etnografik eserlere farklı bakış açısı ve bir “kültür teorisi” önermiştir.

Kültür araştırmalarında geleneksel kültür unsurlarının en başta incelenmesi gerekir. Çünkü bir kültürün en otantik yapısı buralarda görülür ve buralarda gizlidir. Bizim araştırmamızın temel konusu olan, halı-kilim, mezar/mezar taşı, bazı arkeolojik ve etnografik kültür unsurları ve üzerlerindeki damgaların hiçbir ideolojik arka planı olmayan, önemli bir kısmı okuma yazma bilmeyen, hatta farklı dilleri konuşan ve çok büyük coğrafî farklılığa rağmen aynı damgaları ve kültür unsurlarını kullanmaları kültür araştırmacılarına önemli mesajlar vermektedir. Bu mesajı okumak ve anlamak için damgaların ortaya çıktığı Altaylar ile Moğolistan’ın damgalar ve kültür dünyasına girilmesi gerekir. Özellikle Türkiye’deki halı-kilimlerdeki damgaları, koç-koyun heykeli şeklindeki mezar taşlarını veya at başlı mezar taşlarını ya da insan üslubundaki mezar taşlarını yani balbalları anlamak mümkün değildir.

Türkler, zaman zaman dillerini, alfabelerini, dinlerini, fizikî coğrafyalarını, devletlerini değiştirmişler, ancak damgalarını değiştirmemişlerdir. Fakat tarihî süreç içinde zamanla damgalarına yeni ilaveler yapmışlar. Mesela yeni aileler ve oymaklar meydan geldikçe, yeni damgalar da kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle Türk tarihini ve sosyal coğrafyasını damgaları takip ederek öğrenmek ve yazmak mümkündür.

Saha araştırmaları yapılarak, 18 yılda hazırlanan kitapta, en çok kullanılan 208 damganın çizimi yapılarak, damgalar dizini oluşturulmuş ve 14 ülke ile 6 özerk cumhuriyetten 579 fotoğraf kullanılmıştır.

Sahasında önemli bir boşluğu dolduran Tarihin Sessiz Dili Damgalar adlı kitap, kültür araştırmaları yapanlar için bir başvuru kaynağıdır.

Kültür araştırmalarında geleneksel kültür unsurlarının en başta incelenmesi gerekir. Çünkü bir kültürün en otantik yapısı buralarda görülür ve buralarda gizlidir. Bizim araştırmamızın temel konusu olan, halı-kilim, mezar/mezar taşı, bazı arkeolojik ve etnografik kültür unsurları ve üzerlerindeki damgaların hiçbir ideolojik arka planı olmayan, önemli bir kısmı okuma yazma bilmeyen, hatta farklı dilleri konuşan ve çok büyük coğrafî farklılığa rağmen aynı damgaları ve kültür unsurlarını kullanmaları kültür araştırmacılarına önemli mesajlar vermektedir. Bu mesajı okumak ve anlamak için damgaların ortaya çıktığı Altaylar ile Moğolistan’ın damgalar ve kültür dünyasına girilmesi gerekir. Özellikle Türkiye’deki halı-kilimlerdeki damgaları, koç-koyun heykeli şeklindeki mezar taşlarını veya at başlı mezar taşlarını ya da insan üslubundaki mezar taşlarını yani balbalları anlamak mümkün değildir.

Türkler, zaman zaman dillerini, alfabelerini, dinlerini, fizikî coğrafyalarını, devletlerini değiştirmişler, ancak damgalarını değiştirmemişlerdir. Fakat tarihî süreç içinde zamanla damgalarına yeni ilaveler yapmışlar. Mesela yeni aileler ve oymaklar meydan geldikçe, yeni damgalar da kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle Türk tarihini ve sosyal coğrafyasını damgaları takip ederek öğrenmek ve yazmak mümkündür.

ABD’nin Şam Büyükelçiliğini yapmış olan William Eagleton, emekli olduktan sonra yazdığı An Introduction to Kurdish Rugs And Other Weavings (New York, 1988) adlı eseriyle Batı’da Kürt dokumları konusunda uzman olarak kabul edilmektedir. Onun eserinde Türkiye’de halı kilimlerde kullanılan damgaların kaynağı olarak Kürtler’i göstermektedir. Ancak ne enteresandır ki Kürtleri Farsların bir kolu olarak kabul eden Eagleton bu damgaların İran’da yaşayan Farslar tarafından kullanılmamasına karşın İran’daki Kürtler ve Türkler’in aynı damgaları kullanılmasına bir açıklık getirmediği gibi eserinde tartışma konusu dahi yapmamıştır. Diğer yandan Kürtlerin kullandıkları damgaların aynılarının Türkistan coğrafyasından Sibirya’ya kadar bütün Türk kültür coğrafyasında kullanıldığına kitabında yer vermemiştir. Fotoğraflarda da görüldüğü gibi hatta Eagleton’ın Kuzey Irak Kütlerinin olduğunu iddia ettiği kilim aynısının nasıl oluyor da Kazakistan’da da karşımıza çıkıyor sorusuna kültür araştırmacılarının cevap vermesi gerekiyor.

BAZI NOTLAR :

Bilindiği gibi saha araştırmaları çok maliyetli ve zaman gerektiren çalışmalardır. Oysa bu araştırma, herhangi bir kişi ve kurumdan maddî yardım alınmaksızın yapılmak zorunda kalınmıştır. Bu nedenle araştırmalar yürütülürken kimi zaman arazide gecelenmiş yani uyku tulumunda yatılmıştır. Kimi zaman da akşamları seyahat, gündüzleri araştırma yapılarak çalışmalar sürdürülmüştür.

Bütün olumsuzluklara karşın bu çalışma, bir sevdanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle elinizdeki kitap âdeta “damga”ların izinde geçirilmiş yılların ürünüdür. Yorucu, büyük bir emek ve sabır isteyen on sekiz (18) yıllık bir zaman dilimini kapsamış olsa da her araştırma sahasında ayrı bir mutluluk tadılmış, bu kitabın meydana gelebilmesi adına sevinç ve üzüntü duygularının birlikte var olduğu zorlu bir süreç yaşanmıştır.

Araştırmalarım sırasında “damgaları kimlerin ve niçin yaptığı, damgaların kaynağının ne olduğu sorularına cevap bulmaya çalıştım. “Bu damgaları niçin yapıyorsunuz?” sorusuna on sekiz yıl boyunca aldığım cevaplar, “Atamdan böyle gördüm, anamdan böyle gördüm, bunlar bizim geleneğimiz, tarihten beri bunları hep yapıyoruz” şeklinde olmuştur.

Elinizdeki eser; mezar taşları, kaya resimleri, halı-kilimler, evlerin dış duvarları, at koşum takımları ve benzerlerinin üzerindeki şekiller ve damgalar ile arkeolojik ve etnografik belgelerle de tarih yazılabileceğini kanıtlayan önemli bir çalışmadır.

Ayrıca bu eserde Batı’nın tarih algısından kaynaklanan Doğu sanatına bakış, eleştirel açıdan değerlendirilerek ilgililere son derece önemli bilgi ve belge sunulmuştur.

Ciddi eserler uzun süren emek, zaman ve fedakârlık gerektirir. İşte bu kitap, Kasım 1996’da başlanan; on dört ülkede altı özerk cumhuriyette ve çok farklı bölgelerde kültür sosyologu ve tarih sosyologu bakış açısıyla, saha araştırmaları Şubat 2014’de tamamlanmış olup uzun süren bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkmıştır.

Elinizdeki eser birkaç bakımdan sahasında ilktir:

- On sekiz yılda on dört ülkede saha araştırması yapılarak hazırlanmıştır. Bilgilerimiz bizi yanıltmıyorsa bu özelliği açısından Türkiye’de ilk olduğu gibi dünyada da bir ilktir.

- Kültür ve tarih sosyolojisi bakış açısıyla meydana getirilmiştir.

- Elde edilen bulgular tarih felsefesi ve kültür sosyolojisi bağlamında karşılaştırılıp tenkit edilmiştir. Bu tartışma sonunda elde edilen bilgileri, mevcut kültür teorilerine göre değerlendirmek mümkün olmadığından yeni bir kültür teorisi önerilmiştir.

- Maddî kaynakların tarihin sessiz dili ve şahitleri olduğu belirtilerek, âdeta maddî belgeler konuşturularak kültür tarihi yazılmıştır. Böylece tarih yazıcılığında maddî kaynakların önemi ortaya konmuştur.

- Damga ve şekillerin kadim tarihin en yalın belgeleri olduğu ve bazı konularda, yazılı kaynaklardan daha büyük önem taşıdığı tespit edilmiştir.

Kitabın künyesi:

Kitap Adı: Tarihin Sessiz Dili Damgalar / The Silent Language of History Damgas

Yazar: Mustafa Aksoy

Dili: Türkçe ve İngilizce

Sayfa: 440

Ebat: 22 x 32 cm

Fotoğraf: 579

Kâğıt: Kuşe birinci hamur, Sappi Mango klasik mat

Cilt: Dikişli

Kapak: Şömizli sert kapak, keten bez

ISBN: 978-605-125-879-9

Baskı: 1. Baskı, İstanbul, Temmuz 2014

İnternet adresi: www.tarihinsessizdili.com

Mustafa Bey’i ve eserin yayınlanmasını sağlayan Yeni Ufuklar Derneği’ni tebrik ederim. Türk burjuvazisine bir “hay gaflet”! özeleştirisi temenni ederim. Okurlarım eseri aşağıdaki adresten temin edebilirler.

Kemal ÜÇÜNCÜ - 16 Ocak 2015 - Odatv

[1] Moldova, Romanya ve Kosova yörelerinde yapmış olduğum saha araştırmalarının masrafları UKİD (Uluslararası Kalkınma Yardımları ve İşbirliği Derneği) tarafından karşılanmıştır.