necdet ozel rte madalya taki2

Madalyanı da almışsın canım komutanım!

Biri Albay; adı Mustafa Önsel... Diğeri Orgeneral; adı Necdet Özel. Bugün itibarıyla ikisi de artık emekli subay.

Ergenekon, Balyoz, Casusluk davalarında yargılanan yüzlerce subay içinden Önsel, Özel'in en “kızdığı” ilk üç isim arasına girmiş biri. Önsel, “Devlet Övünç Madalyası ve korumalı lojman hariç eşitlendik” dediği Özel'e, soru dolu şu satırlarla veda etti:

GÜCÜNÜZ BANA YETTİ!

Malumunuz mu bilmiyorum; 21 Eylül 2012’de 10. Ağır Ceza, 9 Ekim 2013’te de Yargıtay’ın 9. Dairesi “Balyoz Davası” kapsamında vicdansız ve hukuk dışı kararla aralarında benim de bulunduğum o an için 131’i muvazzaf, toplam 237 personelin cezalarını onayarak, adeta bizleri mezara gömmüştü.

Sizin ne diyeceğinizi beklerken öğrendik ki, siz yurtdışı seyahatteymişsiniz. Gazetelerde resimlerinizi gördük, dua ediyordunuz. “Kime acaba” diye düşünmeden edememiştik haliyle. Bu gezinin tarihinin, Balyoz Davası’nın açıklanacağı gün olmasının (hangi gün açıklanacağı çok önceden biliniyordu) bilinçli bir tercihiniz olmadığına inanmak istedik arkadaşlarla beraber.

Gezi sonrası yurda döndüğünüzde, sizden Balyoz Davası kararlarıyla ilgili kamuoyunu aydınlatan bir açıklama beklemiştik. Şöyle kallavi, hukuksuzluğu kamuoyunun gözüne sokan. Bunu da, kendinizi riske atmadan, duayen hukukçuların davayla ilgili görüşlerine dayandırarak yapmanız yeterli olacaktı. Sadece Hasdal’da söyledikleriniz de kafiydi bizim için. O sözlerin üzerine de vallahi epey daha yatılırdı cezaevinde. Ama bu kadarını bile yapmadınız, yapamadınız. Basın bunu sorgulayınca da, “Balyoz’la ilgili ben diyeceğimi dedim” deyiverdiniz. Ne demiştiniz Allah aşkına sevgili komutanım?

Arkasından da suskunluğunuzu, “kamu görevlisi” olmakla açıklamıştınız canım komutanım. Söylediğiniz doğruydu aslında, ama takdir edersiniz ki, eksikti. Bu ülkede kaç kamu görevlisi astlarına, altında çalışanlarına, “öl!” emri verebilir be komutanım?

Bir savaş sırasında insanlar, sizin emrinizle ölüme koşacak. Bir başka kamu görevlisi, örneğin DSİ Genel Müdürü böyle bir emir verebilir mi ha canım komutanım? Peki, isimli davalarda zamanında iktidarın desteğini de alarak, herkesin malumu paralel çetenin, astlarınıza reva gördüğü bu vicdansız saldırıya, düşürüldükleri duruma, konuşarak bile tepki vermemeniz normal miydi komutanım?

Görüntünün, astlarına sahip çıkamayan komutan görüntüsü olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Bu durumda astları vicdansızca betona gömülerek yok edilen bir komutanın, moral değerlerini nasıl aşındırdığını en iyi bilenlerdensiniz. Böyle bir komutana geride kalanlar ne kadar güven duyar, en iyi sizin malumunuzdur.

Hele bize kumpas yapan malum çeteye, TSK içerisinden, ama açık, ama örtülü destek verenlere bunca geçen yıla rağmen hiçbir şey yapmayışınız? Onların TSK içerisinde iyice semirip, palazlandığı yaygın kanaattir. Hatta yerlerimize onlar terfi etmişlerdir, yalan mı? İsterseniz açarız, ama uzatmayalım.

Cezamız onanınca cezaevinde size Hasdal’daki sözünüzü hatırlattık diye, ismimi vererek bana çok kızdığınızı ifade etmişsiniz sizi ziyarete gelenlere. Sonra cezaevinden çıktım. Tam 4 yıldır ayrı kaldığım çocuklarımla hasret giderecektim ki, mevzuatı ve teamülleri bir tarafa bırakarak, özel emirle tayinimi Ankara dışına çıkarttırdınız.

Oldu mu sizce komutanım? Bu kadar öfkelenecek, uğraşılacak stratejik konu varken, alçakların kumpasıyla hayatı alt üst edilmiş bir albayla uğraşmak size yakıştı mı ha canım komutanım? Anladım, bana çok kızdınız, cezalandırmak istediniz, bunun için de paralel çete mensupları için istediğiniz belgeye benim için ihtiyaç da duymadınız, bunu anlıyorum.

Peki, eşimin ve çocuklarımın suçu neydi sevgili komutanım? 4 yıl babalarından ayrı kalmış olmaları yetmezmiş gibi, daha 4 ay bile hasret gideremeden, babaları cezaevinden çıkalı daha 1,5 ay olmuşken, onları babalarından ayırıcı atamanın açıklamasını yapamayacağınızı biliyorum.

Anladım gücünüz bana yetti. Kabul ediyorum, ne yapalım. Eh, ben de en azından bugün eleştiri hakkımı kullanayım, derin kırgınlığımı dile getireyim takdir ederseniz. Yine öfkeleneceksiniz biliyorum ama. İdare edin artık.

FETHULLAH'IN ASKERLERİNİ GÖRSEYDİNİZ!

“TSK’nın acımasızca eleştirilmesinden” yakınmıştınız bir ara. Bu durumda TSK değil, ama sizi eleştirmemek mümkün mü sevgili komutanım? Ha, bizimle ilgili açıklama yapmamanızı “TSK’yı siyasal ortamdan uzak tutmayla” izah etmeniz yok mu, en çokta ona gülüyorum. Elbette acı acı.

Sahi siz askeri okullarda, bırakın sizden öncesini, sizin zamanınızda neler olduğunu bilmiyor musunuz? Etrafınızda olan bitenleri pek çok kişi yazıp çiziyor. Mahalle kahvehanelerinde konuşulmaya başlandı TSK’yı siyaset batağına çeken paralel yapılanma sevgili komutanım. Siz hâlâ, “belge var mı” deyin durun. Beni çağırsaydınız anlatırdım size. Ama siz beni sürmeyi, böylece susturmayı denediniz. Halbuki, ben haksızlık karşısında, zulüm karşısında asla eğilmeyeceğimi yargılanırken göstermiştim sayın komutanım.

Bizim eleştirilerimize karşı yine o günlerde “TSK, mutlak itaat ve disipline bağlı bir yapı” demiştiniz. Öyleydi. Ne zamana kadar? Komutanların “gidin” emriyle gittiğimiz ve bize düşman hukuku uygulanarak ağır cezalar aldığımız, bunun sonucu yalnız bırakıldığımız Balyoz Davası’na kadar.

Yine o günlerde yaptığımız haklı ve olması gereken eleştirilere karşı, “yıkıcı eleştiriler zafiyet oluşturur” diyerek, bize yapılanları ne kadar normalleştirmiştiniz canım komutanım. Siz “yıkıcı” dediğiniz eleştirilere takılacağınıza, TSK’yı içten içe kemiren, bu anlamda ne disiplin, ne güven bırakan paralel örgüt denilen “Fethullah’ın Askerleri”ni görebilseydiniz. Onların yıkıcılığına, ihanetine engel olacak bir, evet sadece bir faaliyetiniz olsaydı, en azından ben bana yapılanları unutabilirdim. Ama hiçbir şey yapmadınız sevgili komutanım. Yapmaya da niyetlenmediniz.

Sadece altını doldurmadığınız, ama oldukça dikkat çekici bir sözünüz var o günlerde; “Beni hedef tahtasına oturtursanız, bir süre sonra beni de bulamazsınız”. Yani benden sonrakiler beni aratır, benden sonrakiler kötü, anlamı çıkacak bir cümleyi neden kurdunuz bilmiyorum. Eğer öyleyse sizden sonra geleceklerin güvenilir, ehil komutanlardan oluşması da sizin sorumluluğunuz değil mi? Böyle söyleyerek sorumluluktan kaçabilir misiniz, benim canım komutanım?

Sayın komutanım, an itibarıyla artık emekli oldunuz. “Devlet Övünç Madalya”nızı da almışsınız. Ne mutlu size!.. Ben de emekli oldum biliyor musunuz? Şura’ya da girdim, hem de beraat etmiş olarak. Giderayak beni de emekli etmişsiniz. Memnun oldum. Artık “komutanım” diyeceğim insan sayısı azalmıştı zaten. Zahmetten kurtarmışsınız beni. Ya “haklarını iade ediyorum” diye terfi ettirseydiniz? “Fethullah’ın Askerleri” ile nasıl bir ilişkim olurdu, tahmin bile edemiyorum.

Artık sizin de benim de üniformam yok. Bir yerde eşitlik var yani. Unuttum sizin “Devlet Övünç Madalya”nız vardı değil mi, unutmuşum, özür diliyorum.

Son birkaç şey daha söylemek istiyorum size sevgili komutanım. Dün bizim haklı eleştirilerimize karşı “Ahmet, Mehmet ve marjinal gruplar istedi diye istifa etmem” demiştiniz. Buradaki marjinalden kasıt herhalde bizdik. Bu sözleriniz çok tartışılacak çok. Arkadaşlarınıza pusu kuranlara gelince “kamu görevlisi” kimliğiniz; sözünüzü hatırlatan, ayrıca davayı anlatan bir kaç da kitap yazan, böylece belki de sizin boşluğunuzu doldurmaya çalışan bizlere karşı “hırçın asker” hüviyetiniz.

EBEDİYEN SUSUN!                      

Bakınız, cezaevindeyken sizin özelinize yazdığım bir mektupta; TSK’nın, dahası ülkenin nereye götürüldüğüne dikkat çekmiştim. Yıl 2013’tü. O zaman “analar ağlamasın” gibi tartışılmayacak bir gündemle bölücü örgütün kazanımlarını her gün artırdığını ta cezaevinden görüyorduk. Sizi bilmiyorum.

Bugün de astlarınız, silah arkadaşlarınız, evlatlarınız toprağa gömülüyor, tıpkı dün bizim betona gömüldüğümüz gibi. Analar ağlıyor, tıpkı dün olduğu gibi… Ve siz hiçbir şey olmamış gibi, “Devlet Övünç Madalyası” alarak köşenize çekiliyorsunuz. Biliyorum haddim değil, ama yine de tebrik ediyorum, helali hoş olsun diyorlar ya, ondan.

Naçizane, dün olduğu gibi, bundan sonra da ”suskun kamu görevlisi” olarak ebediyen susun bence. Huzur ve mutluluk içerisinde, “Devlet Övünç Madalyası”nın verdiği övünçle torunlarınızı sevin olur mu? Karşılaşır mıyız bilmem. Çünkü bizim korumalı lojmanlarımız da tıpkı “Övünç madalya”mız gibi yok.

Halkımızla birlikteyiz. Bizim madalyamız halkımızın sinesidir, milletimizin yüreğidir.

Size yazdığım özel mektupta cezaevindeydim; “Tarih Baba bizi mutlaka beraat ettirecek, biliyorum” demiştim. Evrensel hukuk normlarıyla hareket eden mahkemelerde de beraat ettik. Kurulu mahkemeyle işiniz olmaz, ancak “Tarih Baba”nın yargısında siz ne yapacaksınız, işte onu bilemiyorum canım komutanım.      

Mustafa ÖNSEL - 30 Ağustos 2015 - Odatv

Slider