mehmet_perincek_soykirim_yalani_2_225

Fransa-Türkiye : Sürekli Bunalım! (1)

Yaklaşık on yıldan beri Türkiye-Fransa ilişkileri, zaman zaman çok uzun olmayan normal dönemler geçirse de esasta bunalımlardan kurtulamıyor.

Bu durumun başlıca iki nedeni vardır:

Birincisi ve en önemlisi Fransa’nın Türkiye’yi “Avrupalı” bir ülke olarak görmediği için AB’ye tam üye olamayacağını belirtmesi ve bazı “fasılların” müzakeresini önleyerek bu karşıtlığını açıkça göstermesidir. Bu açıdan bakıldığında Fransa ile Güney Kıbrıs arasında bir fark bulunmamaktadır. Türkiye Fransa’nın bu tutumuna her zaman karşı çıkmış olmakla beraber bu karşıtlığını Fransa ile olan ilişkilerine yansıtmamıştır. Bu da Fransa’ya söz konusu politikasını fazla rahatsızlık duymadan sürdürme olanağını vermiştir. Diğer yandan halen Avrupa Birliği’nin kendi içinde karşılaştığı bir çok sorun da, bir süre için olsun, bu Birliği Türkiye açısından cazip olmaktan çıkarmıştır.

İkinci sorun Fransa’nın Ermeni soykırım iddialarına verdiği destektir. Bu destek 2001 yılında Fransa’nın bir cümlelik kanun çıkararak Ermeni soykırım iddialarını tanıması sonucunu vermiştir. Türkiye’nin bu kanuna gösterdiği tepki, duygusal alanda, çok şiddetli olmuştur. Ancak fiiliyatta Fransa’ya  karşı hemen hiçbir yaptırım uygulanmadığından veya uygulanamadığından, bir süre sonra iki ülke ilişkileri normal mecrasına dönmüş, hatta gelişme kaydetmiştir.

Türkiye’nin itirazlarına rağmen Fransızların bu kanunu çıkarabilmeleri diğer bazı Avrupa Birliği üyeleri için de emsal teşkil etmiştir. Bu çerçevede Hollanda (2004), Slovakya (2004), Polonya (2005), Litvanya (2005) ve Almanya (2005) parlamentoların soykırım iddialarını kabul eden kararlar almaları Fransız misalinden ve aynı zamanda Türkiye’nin tepkilerinin etkisiz olmasından esinlenmiştir. Avrupa Birliği dışında olan İsviçre Parlamentosu’nun benzer bir kararı (2003) için de durum aynıdır.

2001 yılı kanunundan bir süre sonra Fransız Ermenileri soykırım iddialarını reddedenlerin cezalandırılmasını istemeye başlamışlardır. Epey duraksamadan sonra Fransız Millet Meclisi 2006 yılında bu konuda bir kanun tasarısı kabul etmiştir. Fransız Hükümeti’nin bu tasarıya açıkça karşı çıkması bu olayın iki ülke ilişkilerini olumsuz etkilemesini bir ölçüde engellemiştir. Bu tasarının kanun haline gelebilmesi için Fransız Senatosu tarafından kabul edilmesi gerekiyordu. Ancak Senato tasarıyı beş yıl süreyle gündemine almamıştır.

Bunun başlıca nedeni Türkiye’nin itirazları değil, tarihi olaylar hakkında kanun yoluyla hüküm vermenin ve kişileri cezalandırmanın, başta ünlü tarihçiler olmak üzere, Fransa’da aydın kesimler tarafından uygun karşılanmamasıdır. Geçen Mayıs ayında Ermenilerin zorlaması üzerine tasarı Senato’ya gelmiş ve fakat ilk olarak görüşüldüğü kanunlar komisyonu tarafından Anayasa’ya aykırı bulunmuş ve böylelikle söz konusu yasa tasarısının kesin olarak gündemden düştüğü kanısı doğmuştur.

Söz konusu tasarının Senato tarafından reddedilmesinde Başkan Sarkozy’nin belirleyici bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Fransız Cumhurbaşkanı, Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliği önündeki başlıca engel olmasının iki ülke arasında yeterli sorun yarattığını, bu nedenle ikinci sorun olan, yukarıda değindiğimiz kanun tasarısından kurtulmak gerektiğini düşündüğü ve partisi olan UMP’ye mensup senatörler üzerinde bu yönde nüfuzunu kullandığı anlaşılmaktadır.

Ancak bir olay, beş ay kadar sonra Başkan Sarkozy’nin bu tutumunu değiştirmesine neden olmuştur.

Yarın devam edeceğiz.

Ömer Engin LÜTEM - 20 Aralık 2011 - AVİM
http://www.avim.org.tr/bultentekli.php?haberid=42313

*************************************************************

Fransa-Türkiye : Sürekli Bunalım! (2)


Dünkü yazımızda Başkan Sarkozy’nin bu yılın Mayıs ayında, Ermeni soykırım iddialarını reddedenlerin cezalandırılmasını öngören bir kanun tasarısının Fransız Senatosu tarafından kabulünü engellediğini ancak beş ay kadar sonra, bir olay nedeniyle, tutumunu değiştirdiğini belirtmiştik.

Söz konusu olay 25 Eylül 2010 tarihinde yapılan Senato ara seçimlerde Sosyalistlerin çoğunluğu ele geçirmiş olmalarıdır. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday olacağını belirtmiş olan Sosyalist Partisi eski genel sekreteri François Hollande’ın (şimdi resmi aday olmuştur) Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde söz konusu kanun tasarısının yeniden ele alınmasını isteyeceğini söylemesidir.

Bu gelişme karşısında güç durumda kalan Başkan Sarkozy birden tutumunu değiştirmiş ve Eylül sonunda Fransa’ya resmi bir ziyaret yapan Başkan Sarkisyan’ın bu ziyaretini iade etmek bahanesiyle, bir hafta gibi çok kısa bir zaman sonra, Ermenistan’ı ziyaret etmiştir. Sarkozy bu ziyareti sırasında Türkiye’den Ermeni soykırımını tanımasını isteyeceğini, tanımadığı takdirde soykırım iddialarını reddedenlerin cezalandırılmasını öngören bir kanun tasarısını destekleyeceğini bildirmiş ve böylelikle Sosyalistlerin tutumunu etkisiz kılmaya çalışmıştır.

Sarkozy bu konuda Ermenistan’ı kullanmayı ileri tarihlerde de sürdürmüştür. Bu çerçevede Başkan Sarkisyan 7 Aralık’ta Avrupa Halk Partisi’nin 20. Kongresi’ne katılmak gibi sudan bir bahaneyle yeniden Fransa’ya (Marsilya’ya) giderek burada Ermeni asıllı kişilere yaptığı bir konuşmada, Sarkozy’nin Ermenistan’a yaptığı ziyareti “tarihi” olarak nitelendirmiş, o zamana kadar hiçbir devlet adamının Ermenilerin acıları, Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve soykırım konularında bu kadar açıklıkla konuşmadığını, bu nedenle Fransız Başkanı’na minnettar olmaları gerektiğini söylemiş ve böylelikle Sarkozy’e oy verilmesini ima etmiştir.

Fransa ile Ermenistan arasında bu “alış-verişin” doğrudan sonucu Fransız Millet Meclisi’ne esasen daha önce sunulmuş olan ve soykırım iddialarını reddedenlerin cezalandırılması öngören bir kanun tasarısını Başkan Sarkozy’in desteklemesi ve tasarının, büyük bir olasılıkla, yarın kabul edilecek olmasıdır. Böylelikle Sarkozy başkanlık seçimlerinde Sosyalistlere karşı bir puan kazanmış olacaktır.

Fransa açısından bu hesabın zayıf yönü Ermeniler kazanılırken Türkiye’nin kaybedilmesidir.

Ancak Başkan Sarkozy’nin böyle bir endişesi olmadığı, olsa bile buna şimdilik pek önem vermediği görülmektedir. Bunun nedeni, başta Avrupa Birliği adaylığı olmak üzere, esasen Türkiye ile birçok konuda anlaşmazlık olduğu için, bir ek sorunun fazla bir değişiklik yapmayacağını düşünülmesi olabilir. Bunun yanında özellikle 2001 yılı kanununa Türkiye’de çok tepki gösterilmiş, Fransa ile ticaretin durdurulması, Fransız mallarının boykot edilmesi, Fransızca öğrenimine son verilmesi dâhil pek çok önlem alınmasından bahsedilmiş olmasına rağmen, belki bazı askeri ihaleler hariç, gözle görünür bir önlemin alınmaması ve bir süre sonra da iki ülke ilişkilerinin normal olarak devam etmesidir. Başkan Sarkozy ve çevresinin, Fransa’da bulunan Türk Parlamento Heyeti’nin kanunun kabul edilmesinin vahim sonuçları olabileceğine dair uyarılarına rağmen, çok yüklü bir gündemi bulunan Türkiye’de bu konunun, unutulmasa bile, zamanla önemini kaybedeceğini düşünmekte oldukları için Türkiye’nin tepkilerine önem vermemeleri mümkündür. Diğer yandan, Millet Meclisinin bu tasarıyı kabul etmesinin yetmediği, kanunlaşması için Senato’nun da onaylaması gerektiği, Senato’nun onay vermesinin kolay olmayacağı gibi bazı varsayımlarla Türkiye’nin ilk tepkilerinin hafifletilmesine çalışılması da bir olasılıktır.

Ömer Engin LÜTEM - 21 Aralık 2011 - AVİM
http://www.avim.org.tr/degerlendirmetekli.php?makaleid=5261

***********************************************************************

France-Turkey: Perpetual Crisis (1)

Although Turkey-France relations have occasionally normal periods -albeit short-lived- for approximately ten years, in essence they are in a permanent state of crisis.

There are two main reasons for this situation.

The first and most important is France insisting that Turkey cannot become a full member of the EU for not being a “European” country and openly displaying its opposition by preventing the negotiation of some “chapters” of EU membership negotiations. From this point of view, there is no difference between France and Southern Cyprus. Despite opposing France’s approach, Turkey has never reflected its opposition on relations in non-political areas with that country and this has given France the chance to pursue its objections to Turkey’s membership to the EU without much discomfort. On the other hand, numerous problems existing within the European Union have made the Union, for the time being not very appealing for Turkey.

The second issue has to do with France’s support for the Armenian genocide allegations. This support resulted in French recognition of the Armenian genocide through a law adopted in 2001. Turkey’s reaction to this law has been rather harsh in the emotional sense. However, since no sanctions have been enforced against France, relations between the two countries have returned to its normal course after a while and in fact, even somewhat have improved.

Adoption of this law despite Turkey’s objections constituted an example for some other member countries of the European Union. As a matter of fact, adoption of resolutions which recognize the genocide allegations by the parliaments of Holland (2004), Slovakia (2004), Poland (2004), Lithuania (2005) and Germany (2005) followed the French case and encouraged by the ineffectiveness of Turkey’s reactions. The situation is the same for the Parliament of the non-EU member Switzerland adopting a similar resolution (2003).

After the adaption of 2001 law, the French Armenians began to demand new legislation for the punishment of the denial of the genocide allegations. After some hesitation, the French National Assembly has adopted a draft law in 2006 regarding this issue. The French Government’s clear opposition to this bill has prevented relations between the two countries to be negatively affected by this event.

For this bill to become a law, it had to be adopted by the French Senate. However, the Senate has not taken the bill to its agenda for about five years. The main reason for this position was not caused by the objections of Turkey, but judging historical events by legal means and punishing individuals for that reason were severely criticized by intellectuals and historians in France. Last May, the bill has come to the Senate upon the pressures of the Armenians, but has been found contrary to the French Constitution. Thus the draft law has fallen off the agenda once and for all.

It could be understood that President Sarkozy played a determining role in the rejection of the bill by the Senate. It seems that the French President realized the fact that French opposition to Turkey’s EU membership has already created enough problems in relations with Turkey, that’s why he considered it necessary to eliminate the second problem, i.e. the draft law about the punishment of the Armenian genocide allegations, and in this regard used his influence on the senators of the UMP Party who previously declared the draft unconstitutional.

However, a single event has caused President Sarkozy to change his stance approximately five months later.

We will continue tomorrow.

Ömer Engin LÜTEM - 20 Aralık 2011 - AVİM
http://www.avim.org.tr/bultentekli.php?haberid=42368


*************************************************************
FRANCE IS BLOWING HOT AND COLD!

“To blow hot and cold” is also a French idiom used very commonly. It means a rapid change of idea or defending two opposite ideas concerning a certain issue at the same time. France’s stance on the Armenian Question is really blowing hot and cold, which is appropriate to this phrase.

The most essential factor of the Turkish-Armenian conflict is the genocide allegations. When a draft law, foreseeing the punishment of those denying these allegations, was rejected in the French Senate this year in May by declaring that it was contradictory to the Constitution, the Armenians in France had criticized very much President Sarkozy who had not made any effort for the adoption of the draft law. The President had not considered this very important at first, but when the Socialists had gained the majority in the Senate during the by-elections, followed by François Hollande, known for supporting Armenian views, becoming presidential candidate for the Socialist Party, Sarkozy had immediately changed his stance and done everything possible to seem sympathetic during his visit to Armenia last month and moreover, had indicated that he would strive for the draft resolution to be adopted. In short, President Sarkozy had started “blowing cold” towards Turkey.

However, since falling into a serious disagreement with a country as great and powerful as Turkey for the sake of two and a half million populated Armenia and approximately three hundred thousand French Armenian voters is not politically correct, changing this situation as much as possible; in other words, the task of “blowing hot” towards Turkey to a certain extent was up to Foreign Minister Alain Juppé.

France, along with Germany, is the country which opposes Turkey’s EU membership the most, but Foreign Minister Juppé, during his visit to Turkey, declared that after completing the internal reforms of the European Union, progress could be made in the enlargement of the Union; in other words, then Turkey’s membership could be addressed. On the other hand, he said that three new chapters could be opened within negotiations with the EU. In short, Juppé has given some not very definite hopes to Turkey on EU matters.

Concerning the Armenian Question, which is the second significant disagreement between Turkey and France, Juppé has indicated that he supports Turkey’s proposal for a “Commission of Historians”, that surely this Commission should also entail Armenia and that its meetings could be held in Paris. However, in order to be cautious, he has also stated that he will present this idea to President Sarkozy. In short, as mentioned above, by “blowing hot” towards Turkey, Juppé has tried to soften Turkey’s stance towards France. However, when examining closely, the French Foreign Minister’s words did not indicate a radical change in France’s approach towards the issue of the European Union, nor towards the Armenian Question.

As could be predicted, the reactions of the Armenian circles have been harsh towards Juppé’s statements. While the Armenian media in France has asked the question “Who is France’s boss? Sarkozy or Juppé?”, Eduard Sharmazanovm the Spokesman of the Republican Party, the great partner of the Government coalition in Armenia, has repeated the well known Armenian views that the issue of genocide could never be discussed. Furthermore, by stating that this issue is not historical, but political so therefore it requires a political solution, he has implied that their aim was achieving the returning of the Armenian properties, receiving compensation and the other claims on Turkey by using and abusing the genocide allegations.

Although no reactions have been received from the Armenian Government yet, it should not be expected for Armenia to adopt an approach that would offend France which it has close relations with. In fact, it is likely that as it has always done until now, based on the 1990 Armenian Declaration of Independence and the decision of the Constitutional Court of 12 January 2010 concerning the Turkey-Armenia Protocols, it will again reject the proposal for a commission of historians by once again putting forth the idea that “the reality of genocide cannot be discussed”.

Ömer Engin LÜTEM - 21 Aralık 2011 - AVİM

Slider

Son Yazılar