«MANDELSTAM Plânı» Ve Bir Ermeni Yurdu Yaratılması

Uzun süreli bir tedavi sürecinden sonra yeniden okurlarımızla buluşmak gerçekten büyük mutluluk verici bir olay.

Siyasi olayların karışıklığı içindeki görünen haksızlıklara karşı çıkma konusunda oldukça sabırsız olmama rağmen önceliği Ermeni meselesi konusundaki yabancı elçilikler baş tercümanları hakkında başladığımız seriyi tamamlamanın daha yararlı olacağına inanıyorum.

Çünkü güncel siyasi yaşam konusunda lehte ve aleyhte o kadar değerli yazılar, düşünceler var ki, bizim fikirlerimize ihtiyaç olmayabilir. Oysa yabancı elçilikler tercümanlarının iç yüzünü açıkladığımız bu yazı serisi içinde verdiğimiz bilgileri gündeme getiren bir tek Allahın kulunu bulamazsınız. Bizim vazifemizde öncelikle sizlere bilinmeyenleri açıklamak, duyulmayanları duyurmak olmalıdır.

Bu serinin ilk iki bölümünde öncelikle İngiltere Büyükelçiliği Baş tercümanı Andrew Ryan ve daha sonra Rus büyükelçiliği Baş tercümanı Andre Mandelstam'ı değişik yönleri ile tanıtmaya çalışmıştık. Bu yazımızda sizlere gösterdiği çaba verdiği emekle hazırlanan ve Baş tercümanın ismiyle anılan «Mandelstam Planını» anlatmaya çalışacağız.

Balkan Savaşları'ndan sonra «Türklerin Avrupa'dan kovulması» gibi yüzlerce yıllık Avrupa ideolojisi gerçekleştikten sonra bile saldırılar durmadı.

Balkanlarla birlikte Ege adalarının (İmroz, Bozcaada ve Meis) dışındaki adaların da Avrupa Devletlerince Yunanistan'a verilmesinden sonra, Avrupa Devletleri gözlerini Anadolu'nun; öncelikle doğu kesiminde yaşayan «Ermenileri kurtarma» yarışına çevirdiler. Osmanlı Devleti, sadece İngilizler, Ruslar ve Fransızlar tarafından değil, Alman, Avusturya-Macaristan tarafından da sıkıştırılıyordu. Bu ülkeler Doğu'da Islahat yapılması talebiyle bir «Ermenistan yaratma» çabasını hızlandırdılar. «Islahat projesinin hazırlanması görevi Rusya'nın İstanbul'daki işbirliğinde baş tercüman olan Andre Mandelstam'a verdiler» (1) Mandelstam bu projeyi:

-İstanbul'daki; Fransa, Büyük Brıtanya, Rusya büyük elçileri tarafından Ermenistan Islahatına ait (Mart-Nisan 1895 tarihli Memorandum).

-Aynı ülkelerin Elçileri tarafından düzenlenen idari ıslahat hakkındaki (Mart-Nisan 1895 tarihli proje).

-Ermenistan ıslahatı hakkındaki (20 Ekim 1895 tarihli ferman).

-Avrupa illeri hakkındaki Avrupa Devletleri komisyonunca hazırlanan 11-23 Ağustos 1880 tarihli kanun.

-1913 tarihli iller kanunu.

-Lübnan'a ait kanunlar ve protokoller Esas tutularak hazırlamıştı. Bu ıslahat projesi; Erzincan, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas illerinden bir eyalet meydana getiriyordu.(2)

22 bölümden meydana gelen bu projeye göre Ermeniler böylece o güne kadar sahip olmadıkları büyüklükte dev bir Ermenistan'a sahip oluyorlardı. Proje baştan sona Ermeniler ve onların sempatizanları tarafından dikte ettirilerek hazırlandı.

Olayların gelişimi şöyle oldu: 1913 yılı biterken Büyük ülkelerin elçileri İstanbul'da bir araya gelerek Anadolu'da uygulamaya konulacak reformlar üzerinde görüşmeye başladılar. İngiliz ve Fransızlar tarafından desteklenen Rusya, Ermenilerin savunmasının liderliğini yapıyordu. Üçlü İttifak'ın iki üyesi Almanya ve Avusturya Osmanlı'nın tarafını tutuyor görünüyordu. Rus teklifinin düzeltilmiş bir şekli sonuç olarak 8 Şubat 1914'te Osmanlı Devleti'ne bildirildi. Almanya, ittihat ve Terakki Hükümeti'ne bu projeyi kabul etmesi için baskı yapmak ihtiyacını hissetti, çünkü teklif ülkenin kısmen bölünmesine yol açacağı için uygulamaya konulmak istenmiyordu.(3)

Aynı gün Osmanlı Devleti namına Sadrazam Sait Halim Paşa ve karşı tarafı temsilen Rusya işgüderi Konstantin Gulkeviç arasında imzalanan anlaşmaya göre, Ermeni meselesinde en büyük adım atılmış ve o güne kadar tarihte bu topraklar üzerinde dağınık yaşamış olan Ermeniler için dev bir Ermenistan'ın temelleri atılmıştı. Çaresiz, yalnız, endişeli ve ürkek Osmanlı Devleti, Avrupa, Afrika ve Ege'deki toprak kayıplarından sonra Türklerin 900 yıldır üzerinde yaşadığı ve «Anavatan» olarak kabul ettiği Anadolu'yu da tamamen kaybetmemek için, büyük devletlerin arzularına bir defa daha boyun eğiyordu. Türkler dışında bütün ırkların «Anavatan» olarak adlandırdıkları her isteğini kabul eden medeni! Avrupa devletlerinin temsilcileri, Türkler için bir «Anavatan» olması gerektiğini hiçbir zaman düşünemediler. Sistem daima «Türklerden toprak alıp» diğer «hak iddiaları olan» topluluklara tevzi etme şeklinde çalışıyordu. Balkan Savaşı'ndan sonra Osmanlı'dan alınan topraklarla coğrafya ve nüfus olarak Bulgaristan %7, Serbistan %56 büyümüştü. Yunanistan'a gelince sadece 3000 ölü ve 5000 yaralı olarak toplam 8000 zayiatı olan bir savaş sonucunda, Yunanistan'ın nüfusu, 2.145.000 kişi artmıştı.(4) Bu rakam devrin Yunanistan'ını %81 büyütmüştür. Avrupa devletleri Osmanlı Devleti'nin işgal edilmiş topraklarının hiçbir kısmını geri vermek istemediler. Batı Trakya'nın Türklerden alındığı bu günlerde nüfusunun %70'e yakını Türk ve Müslümandı. Ege'nin günümüze kadar intikal eden haksız bölümü, bu günlerde Büyük Devletlerin tek yanlı kararlarının mirasıdır. Ege adalarının Yunanistan da kalması için oy kullanan devletlerden biri de Almanya idi.(5) Şimdi de uzun yıllar Türkiye'nin yanında görünen Almanya, Ermeni meselesinde Rusya ve müttefikleriyle birlikte Türkiye'ye baskı yapıyordu. Dostun düşmana karıştığı bir ortamda, çaresiz Osmanlı Sadrazamı; Sait Halim Paşa; bu anlaşma ile Doğu Anadolu illerinin iki gruba ayrılmasını, başlarına (tıpkı Girit'le olduğu gibi) birer yabancı genel müdür atanmasını ve Türkiye Ermenistan'ı» olarak tanımlanacak bu topraklarda yeni bir düzen kurulmasını kabul etmiş oluyordu. Birinci Genel Müfettiş Erzurum, Trabzon ve Sivas, ikincisi de Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır'ın başında bulunacaktı. Genel Müfettişler kendi kesimlerinin idare, adliye, polis ve jandarmasının denetleyebileceklerdi.(6)

Bu anlaşma Rusya ile yapılmış olduğundan, anlaşmanın takipçiliğini de Rusya üstüne almış oluyordu. Bir başka deyimle Avrupa'nın beş büyük devleti artık Doğu illerinde Rusya'yı (tabii ünlü Dragoman Mandelstam'ı) destekliyor ve serbest bırakıyorlardı.

Rus işgüderi Gulkeviç bu konu ile ilgili olarak hükümetine gönderdiği raporda, konunun artık bir Rus-Osmanlı sorunu haline geldiğini ve Rusya'nın kazandığı avantajlı durumu açıklamaktadır. Bu anlaşmada en tehlikeli durum askeri konularda ortaya çıkabilecektir.

Osmanlı Devleti, tebaasına nasıl ve nerelerde askerlik yaptıracağını Rusya ile yaptığı bu anlaşma ile sınırlandırıyor ve Hamidiye Alaylarına (girmek istedikleri taktirde)Ermenileri de alacağına söz veriyordu. Ayrıca Rusya kendi sınırlarındaki asker sayısını da kontrol edebiliyordu. Çünkü kendi Kafkas sınırları boyunca kullanılacak birliklere yalnız Erzincan Askeri Müfettişliği bölgesinden asker alınacak, tabiatıyla Rusya yapılan anlaşmaya dayanarak bu kanunları denetlemek için Osmanlı'nın askeri durumunu öğrenme hakkına da sahip olabilecekti. Bu askerlerin 1/4 veya 1/5'i Ermeni, kalanı Türk, Kürt ve Rum olacaktı.(7)

Genel Müfettiş belirli bir dönem için Sultan tarafından seçilecek fakat ancak büyük devletlerin onayı ile azledilebilecekti.(8) Osmanlı Hükümeti bu anlaşmayı açıklayabilmek cesaretini kendinde bulamıyordu. 11 Şubat 1914 günü basında konu ile ilgili şöyle bir haber yayınlandı:

«Evvelce yazdığımız veçhiyle Vilayat-ı Şarkiyye'de tatbik olunacak ıslahat hakkında bir müddetten beri cereyan etmekte olan müzakereler güzel bir sonuca ulaşmış, ıslahat esaslarının tümü üzerinde anlaşma hasıl olmuştur. Hükümet, yakında keyfiyeti basın vasıtasıyla duyurmaya karar verdiğinden, Bab-ı Âlice bir tebligat metni hazırlanmaktadır.» (9)

Bundan sonra iş sadece Genel Müfettişlerin seçimine kaldı. Devletler aralarında anlaşmakta zorluk çekiyorlardı. Çıkarılan bütün zorlukların arkasında «Ermeni liderleri»nin bulunduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyoruz. Gelişmeleri Yusuf Hikmet Bayur'un kaleminden izliyoruz.

«12 Nisan 1914 tarihiyle Bab-ı Âliye çektiği bir telde Brüksel işgüderi Seyfettin Bey şunları bildirmektedir.»

«Nubar (Paşa) (Ermeni lideri) doğrudan doğruya müfettiş namzetleriyle müzakereler yapmış ve işine gelmeyenleri bırakmıştır. O buradan gittikten sonra da Rus Elçisi onları (genel müfettişleri) Rus tebaası'ndan Ermeni papazlarıyla temasa getirmektedir. Bundan başka Rus hükümetinin müfettişlerin kesin olarak atanılmalarından sonra onların Petersburg'a gitmeleri gerektiği iddiasını ileri sürdüğünü güvenilir bir kaynaktan öğrendim.» (10)

İngiliz Belgeleri de müfettişlerin seçimi işinde Rusya'nın baş rolü oynadığını göstermektedir.

İki adayın seçimi Nisan ayı ortalarında tamamlandı. Birinci Bölge yani Trabzon, Erzincan ve Sivas vilayetleri Genel Müfettişi olarak Hollandalı, Doğu Hindistan sömürgeleri uzmanlarından biri olan Westenek, İkinci Bölge, yani Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır Genel Müfettişi olarak Norveç Ordusundan binbaşı (sonra yarbay) Hoff seçildi. Bu iki aday Bab-ı Âli ile 25 Mayıs 1914'te kontrat imzaladılar. Bu kişiler Osmanlı görevlisi sayılacaklar, 400 altın lira aylıkları olacak, kendilerine ev verilecek, kendi eşyalarını gümrük vermeden getirebilecekler. Yabancı bir subayı da kendilerine yaver olarak seçebileceklerdi.(11)

Bu iki genel müfettişten Hoff'un görevine başlamak için Van'a geldiği günlerde Saraybosna'daki ünlü cinayet işlendi. Siyasi durum gerginleşince, Osmanlı Devleti Genel Müfettişleri bölgeden uzaklaştırdı ve nihayet yıl sonunda 31. Aralık 1914'de çıkan irade ile bu iki zatın görevlerini resmen sona erdirdi.

Dönemin tarihi ile ilgili hemen hemen bütün yayınlarda üzerinde fazla durulmadan kısaca temas edilen bu olay; kanaatimizce Türk-Ermeni ilişkilerinde bir dönüm noktasıdır ve Ermenilerin o güne kadar « bir devlet kurma» yolunda elde ettikleri en büyük başarıdır.

19.yy'ın ilk çeyreğinden sonra, Din adamlarının, yabancı misyonerlerin, yabancı liderlerin, Ermeni gençlerine Avrupa ve Amerika da verilen batı kültürünün, kapitilasyon görevlilerinin, batı basını ve özellikle Rus ve İngiliz politikacılarının ve Ermeni Hıncak, Taşnak ve Ramgavar örgütlerinin yıllar süren çabaları muhteşem bir sonuca ulaşmıştı. Gördüğümüz şekilde başta Rusya olmak üzere, batılı büyük ülkelerin baskısıyla bir «Ermeni Anayurdu» yaratılmış ve Anadolu'nun doğusundaki bu Türk toprakları üzerinde, hemen hemen her ilde %15-20'ye yakın bir azınlık durumunda olmalarına rağmen, bir «Ermeni Yurdunun» temeli atılmıştır.

Dönemin Osmanlı Devlet adamları Talat Paşa, Cemal Paşa, Enver Paşa gibi İttihatçı liderler, Ermeni-Rus ilişkilerinin bu dönemde çok ileri seviyede olduğunu ifade ederken, Rus liderlerinin de «İstanbul ele geçirildiği zaman bu şehirde yaşayan 200.000'e yakın Ermeni'nin, Rumlara karşı kendilerine destek vereceğinden» emin olduklarını ifade ediyorlardı.(12)

Galip BAYSAN - 11 Aralık 2010 - Heddam

http://www.heddam.com/

DİPNOTLAR:


(1) Altan Deliorman: Türklere Karşı Ermeni Komiteleri, s. 131( İstanbul-1980).

(2) Esat Uras; Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi. S. 388 ( İstanbul-1987).

(3) Salahi Ramdan Sonyel, The Ottoman Armenican, Victims of Great Power Diplomacy, s. 289 (London- 1987).

(4) Yusuf Hikmet Bayur; Türk İnkılâp Tarihi Cilt II, Ks. IV, s. 515.( TTK Ankara-1983)

(5) Aynı Eser, s. 516.

(6) Bayur, Cilt II, Ks. III, s. 169-174, K. Gürün a.g.e., s. 191.

(7) Bayur, Cilt, II, Kısım III, s. 173.

(8) Aynı Eser, s. 174-175.

(9) Aynı Eser, s. 178.

(10) Aynı Eser, s.186.

(11) Aynı Eser, s. 186-187.

(12) Akdes Nimet Kurat; Türkiye ve Rusya 1748-1919, s. 211 ( Ankara Üniversitesi-1970)