talat pasa gercegi2

Talat Paşa Gerçeği!

Talat Paşa, İstanbul’un işgali sonrasında İngilizler tarafından kurdurulan askeri

mahkemelerde Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmak ve Ermeni katliamı suçlamalarıyla gıyabında idama mahkûm edilmiştir. Ancak, bu karar kesinleşmiş hüküm değeri kazanmamıştır. Yargılama ‘yok’ hükmündedir.

Tartışmayı, AİHM Büyük Daire’sindeki Perinçek-İsviçre davasında Ermenistan tarafının avukatı olan Geofrey Robertson başlattı. Durduk yerde, Talat Paşa’yı “Türklerin Hitler’i” olarak tanımladı. Ermeni tarafının diğer avukatı Amal Clooney de kendisine destek verdi. Osmanlı Devleti’nin 1920’de imzaladığı Sevr Antlaşması ile Ermeni katliamlarını kabul ettiğini ve sorumluları yargı karşısına çıkarma sözünü verdiğini; dönemin New York Times gazetesindeki bir haberde Talat Paşa’nın Hıristiyanları Anadolu’dan kovma kararı aldığının yazıldığını, bu nedenle 1919’da bir Osmanlı mahkemesinde yargılanıp cezalandırıldığını öne sürdü.

Davacı Doğu Perinçek, Robertson ve Clooney’i yanıtladı. Talat Paşa aleyhinde Osmanlı mahkemelerinin “kesinleşmiş” bir mahkûmiyet kararı olmadığını, Ermeni katliamı iddiasıyla yargılanıp cezalandırılmak üzere Malta’da tutulan Türkler hakkında da İngiliz Kraliyet Başsavcısı’nın delil bulunamadığı için “takipsizlik” kararı verildiğini açıkladı.

Ermeni soykırımı lobisinin Türk asıllı tetikçilerinden Taner Akçam, 6 Şubat 2015 günü Taraf gazetesinde Doğu Perinçek’i yalancılıkla ve demogoji yapmakla suçladı. Talat Paşa’nın İstanbul’da 8 Mart 1919 günlü özel bir kararname ile [yeniden] kurulan Bir Numaralı Askerî Mahkeme’de gıyabında yargılandığını ve 5 Temmuz 1919 günü Ermeni katliamından sorumlu bulunarak idam cezasına çarptırıldığını yazdı.

Akçam’a göre, Perinçek “Türk Mahkemelerince idama mahkûm edilen bir katili” övüyordu. İngiliz Kraliyet Başsavcılığı tarafından Malta’daki tutuklu Türklerle birlikte Talat Paşa hakkında da soruşturma yapıldığı ve delil olmadığı için dava açılamadığı konusunda da “palavra” atıyordu.

Hakaret içerikli sözcüklerle bilgi eksikliğini örtmeye çalışan Akçam, bütün bu yazdıkları konusunda kapağında V. N. Dadrian ile birlikte “derleyen” olarak adının yazılı olduğu Tehcir ve Taktil: Divan-ı Harb-i Örfi Zabıtları: İttihat ve Terakki’nin yargılanması, 1919-1922 adlı Bilgi Üniversitesi tarafından 2008 yılında yayınlanan kitabı kaynak gösterdi.

Taner Akçam’ın kapağında adının olduğu kitapları, bırakın yazmayı, okuduğundan dahi kuşkuluyum. Örneğin, Taraf’ta yazısında kaynak gösterdiği kitabın içeriğini biliyor olsaydı, kendisine internet üzerinden ulaşılıp “Talat Paşa’nın yargılanıp idama mahkûm edildiğinden söz ediyorsun ama bu kararla ilgili temyiz sürecini görmezden geliyorsun” denildiğinde herhalde şu karşılığı vermezdi:

“Benim ve Dadrian’ın Bilgi Üniversitesinden çıkan künyesini verdiğim kitabı alın. Orada istediğiniz tüm bilgileri bulursunuz. Temyiz mahkemeleri aldığı kararlar hepsi ama hepsi orada, orijinal halleri ile ve açıklamaları ile vardır. Size tek tavsiyem, kendinizin bu kitabı ve belgeleri okumanızdır. Başka bilgisi olan, belgesini yayınlar.”

talat pasa ogluyla berlinde

DİVAN-I HARB-İ ÖRFİ YARGILAMALARI...

Taner Akçam’ın tavsiyes ettiği kitap 733 sayfa ve bu büyük boy. 496 sayfası, basımından bir yıl önce, 2007 yılında Temel Yayınları tarafından yayınlanmış olan Osman Selim Kocahanoğlu’na ait Tehcir Yargılamaları (1919) - Divan-ı Harb-i Örfi Muhakematı Zabıt Ceridesi adlı kitaptan aktarıldığı izlenimi veren yargılama tutanaklarından oluşuyor.

1919 Divan-ı Harb-i Örfileri, İstanbul’un işgali sonrasında İngilizlerin baskısıyla kurulan Osmanlı askeri mahkemelerdir. Görevleri, savaş suçlusu ilan edilen İttihatçıları Ermeni katliamı suçlamasıyla yargılayıp cezalandırmaktır.

Bu mahkemelerin adil yargılama yapmaları söz konusu değildir. Olağanüstü yetkileri vardır. Kararları da kesindir. Yargılananlara temyiz hakkı dahi tanınmamıştır.

Ötesinde, önde gelen İttihatçıların yargılaması başlamadan iki gün önce, Damat Ferit Hükümeti tarafından yayınlanan bir kararname ile mahkemelerin olağanüstü yetkileri daha da arttırılmıştır. Yargılananların savunma yapma ve avukat tutma hakları da ellerinden alınmıştır.

AİHM’nde Ermenistan’ın avukatları Geofrey Robinson ve Amal Clooney’ ile Taraf gazetesinde Taner Akçam, Talat Paşa’yı suçlarken işte bu Divan-ı Harb yargılamasına gönderme yapmaktadırlar. Talat Paşa’nın savunması alınmadan, avukatla temsil olanağı ve temyiz yolu da kapalı olarak gıyabında idama mahkûm edilmesi, Ermeni soykırımının kanıtı olarak pazarlanmaktadır.

Ermeni soykırımı lobisinin bu pazarlaması tarihi ve hukuki gerçeklerle uyuşmamaktadır. Öncelikle, Divan-ı Harb-i Örfi mahke - melerinde verilen kararlar “kesinleşmiş hüküm” değeri kazanmamıştır. Kuruluş kararnamesinde bu mahkemelerin kararlarının kesin olduğu, temyiz edilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak, Damat Ferit’in yerine Sadrazamlığa yeniden Tevfik Paşa atanınca, “yeniden yargılama” ve temyiz yolu açılmıştır.

Taner Akçam’ın kitabında Divan-ı Harb yargılamalarının tutanakları yüzlerce sayfa halinde yayınlanırken, temyiz süreci hepsi ama hepsi sadece dört sayfada (sayfa 141-144) geçiştirilmiştir. Tek bir temyiz kararına ne orijinal haliyle ne de özetiyle değinilmemiştir. Herhangi bir açıklayıcı makaleye de yer verilmemiştir. Deyim yerindeyse, temyiz sürecinin üstü örtülmeye ve Divan- ı Harb kararları kesinleşmiş hüküm gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

YENİDEN YARGILAMA VE TEMYİZ SÜRECİ...

1919 yargılamalarında nihai ve kesinleşmiş hükümler, yeniden yargılama ve temyiz süreciyle gerçekleşmiştir. Bu süreçte, Taner Akçam ve soykırım mızıkacısı arkadaşlarının yere göğe sığdıramadıkları mahkûmiyet yönündeki Divan-ı Harb kararlarının hemen hepsi beraatla sonuçlanmıştır.

Bunu Taner Akçam, Taraf gazetesindeki yazısında saklasa da kitabında ister istemez itiraf etmektedir. Sayfa 141’de Tevfik Paşa ile Divan-ı Harb-i Örfi’lerin değiştiğini yazmıştır.

Tevfik Paşa Hükümeti’nin 1919 Divan- ı Harb-i Örfi Kararnamesi, bir tür “yeniden yargılama” hükmünü içermektedir. Mahkemelerinin idam, müebbet ve kürek gibi ağır cezaların, ilgililerin başvurusu olmaksızın yeniden ele alınması, bu cezaların geçerliliğini kaybetmesi anlamındadır. Açık anlatımıyla, artık bu cezalar “yok” hükmündedir.

Doğu Perinçek Talat Paşa hakkında AİHM’nde bu tarihi ve hukuki gerçeği dile getirmiştir. Taner Akçam’ın bunu inkar etmesi, yeniden yargılama içerikli temyiz sürecini görmezden gelip yok hükmündeki Divan-ı Harp mahkemesi kararlarına sığınması boşunadır.

Üzerinde adının bulunduğu kitapta Akçam, Talat Paşa’ya tam 136 sayfada gönderme yapmaktadır. Ancak bunların bir tekinde dahi Talat Paşa ve arkadaşlarının davasının yeniden ele alındığı ve haklarındaki ilk idam kararlarının onandığı yolunda tek bir belge ya da bilgi bulunmamaktadır. Çünkü tarihte böyle bir yargılama olmamıştır, yoktur.

Peki, ne vardır? Akçam’ın kitabının 143. Sayfasından okuyalım:

“Ermeni tehciri ve cinayet nedeniyle yargılanan sanıklar hakkında birbiri ardı sıra beraat kararları verilmeye başlanır ve sanıklar tahliye edilirler...”

Taner Akçam aynı sayfada “Divan-ı Harb-i Örfi’lerin Sonu” başlığı altında bu kahkemelerde kurtuluş için Mustafa Kemal’in yanında saf tutanlara karşı açılan davaların son bulduğu kaydettikten sonra şöyle devam etmektedir:

“Ermeni tehciri ile ilgili davaların akıbeti de farklı olmadı. Birbiri ardına verilen beraat ve takipsizlik kararlarından sonra, Peyam-ı Sabah gazetesi, 11 Nisan 1922’de verdiği bir haberde, “Bir Numaralı Divan-ı Harb-i Örfi’de tehcir mesailine devai bulunmadığı icra ettiğimiz tahkikattan anlaşılmıştır” demektedir. Yani bu tarih itibariyle artık görülen dava yoktur. 11 Temmuz 1922’de gazeteler Divan- i Harbi Örfi’lerin lağvedilmekte olduklarını haber verdiler. 6 Kasın 1922’de İstanbul’un alınmasından sonra Ankara meclisince Divan_ı Harb-i Örfi’lerin iptaline ilişkin olarak çıkarılmış yasalar İstanbul’u da kapsadı ve böylece Divan-ı Harb-i Örfi’ler kesin olarak tarihe karıştı.”

*** *** ***

Divan-ı harb maskaralığı...

Divan-ı Harb-i Örfilerin tarihe karışması, Taner Akçam ve Ermeni soykırım lobisinin iddia ettiği gibi, Damat Ferit’in yerine Sadrazamlığa atanan Tevfik Paşa’nın Mustafa Kemal ile iyi ilişkiler kurma gayretkeşliği nedeniyle değildir. Bu mahkemelerin ve kararlarının “yok hükmünde” olduğu işgalci İngilizler tarafından da, hem de hukuki gerekçeleri ortaya koyularak kayda geçirilmiştir.

Başta Mustafa Kemal’in idamını buyuran Nemrut Mustafa adıyla da anılan İstanbul’daki mahkeme olmak üzere, Divan-ı Harbi Örfilerin hukuksuzlukları, bu mahkemeri kurduran İngilizleri de bezdirmiştir. Gıyabi idam buyrukları ve sınır tanımayan hukuksuzluklar üzerine İngilizler bu mahkemelerden vazgeçmiştir.

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 1 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği raporunda, Divan-ı Harbi mahkemelerindeki duruşmaları “maskaralık” olarak tanımlamıştır. Bunun Osmanlı Hükümeti’nin yanında İngiltere’ye de zarar verdiğini şu sözleriyle vurgulamıştır:

“Mahkeme süreci, hem bizim hem de Türk Hükümeti’nin itibarını zedeleyen bir maskaralığa dönüşmüştür...”

İngilizler, aralarında Talat Paşa’nın da bulunduğu önde gelen İttihatçıların Osmanlı Divan-ı Harb Örfi mahkemeleri yerine Malta’da kendileri tarafından yargılanıp cezalandırılması düşüncesini benimsemiştir. Bu amaçla, Osmanlı Devleti’ne dayatılan Sevr Antlaşma’nda Ermeni katliamı yargılamasını öngören beş maddelik bir özel bölüm ekletmiştir.

İngiliz Hükümeti, tutuklayıp Malta’da hapsettiği İttihatçıları yargılayıp cezalandırmak için kanıt peşinde koşarken, Ermeni katliamı soruşturmasını Sevr Antlaşması’ndan aldığı yetkiyle başlatan Londra’daki İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, 1919 Osmanlı Divan-ı Harbi mahkemelerinin bulgularını delil saymamış ve hiçbir biçimde değerlendirmeye almamıştır.

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’ne Amiral Calthorpe’un yerine atanan Amiral John de Robeck de bu görüştedir. Londra’ya gönderdiği ilgili yazıda, Osmanlı Divan-ı Harbi mahkemelerindeki yargılamaları “başarısızlık” olarak nitelemiş ve bu mahkemelerin vardığı bulgular için de “kat’i surette dikkate alınamaz” uyarısında bulunmuştur.

Taner Akçam’ın ve soykırım mızıkacısı arkadaşlarının yere göğe Osmanlı Divan-ı Harb-i Örfi mahkemeleri, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı ve İttihatçıları yargılayıp cezalandırmak için her türlü çabayı harcayan İngiliz Hükümeti tarafından da bağımsız ve adil yargılama koşullarına sahip yargısal kurumlar olarak değerlendirmemiştir. Bu mahkemelerin, Taner Akçam ve soykırım mızıkacısı arkadaşlarının her fırsatta soykırımı kanıtlıyor diye gönderme yaptıkları bulguları “İngiliz hukuk mahkemelerinde kabul edilebilecek delil” değerinde görülmemiş, kararlarını da “yok hükmünde” sayılmıştır.

YARIN:  EMEL CLOONEY’İN İTİRAFI / MALTA’DAKİ YARGILAMA

Uluç GÜRKAN - 19 Şubat 2015 - Aydınlık