Kazdağları...

Slider

ermeni iddialari cokmustur ulku bassoy2
 

‘Ermeni Soykırımı’ İddiaları Çökmüştür!

‘PERİNÇEK ve Türkiye’nin zaferi büyüktür,

ancak mücadele devam ediyor’ diyen emekli diplomatlarımızdan Ülkü BAŞSOY ile görüştük:

Ülkü Başsoy: Ermeni Diasporası ve sonradan Ermeni Devleti’nin 1964 yılından bu yana geçen 50 yılda büyük çabalarla kurduğu ‘Ermeni Soykırımı Fesat Kulesi’, Doğu Perinçek’in İsviçre’ye attığı tokatla yerle bir olmuştur.

dogu perincek avrupa

AİHM’nin 17 Ararlık 2013’te “Ermeni soykırımı” iddialarına ilişkin olarak İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’i haklı bulan tarihi kararı ne anlama geliyor? Yeni dönemde nelerin yapılması gerekiyor? Aydınlık Avrupa sordu, emekli diplomatlarımızdan eski Hamburg Başkonsolosu Ülkü Başsoy yanıtladı. Özellikle Alman Meclisi Bundestag’ın, 16 Haziran 2005’te asılsız iddiaları büyük ölçüde kabul etmesi nedeniyle, yurtdışında neler yapılması gerektiğini sorduk.

Beyhan YILDIRIM >>> AİHM’nin Perinçek kararı ne anlama geliyor?

Ülkü BAŞSOY >>> Ermeni Diasporası ve sonradan Ermeni Devleti’nin 1964 yılından bu yana geçen 50 yılda büyük çabalarla kurduğu “Ermeni Soykırımı Fesat Kulesi”, Doğu Perinçek’in İsviçre’ye attığı tokatla yerle bir olmuştur. Vatanseverlerimiz, bilimin ışığında yürüttükleri mücadele ile son fiskeyi de “İsviçre yargısının Perinçek Kararı” sonucu AİHM’ye vurdurmuştur. Özetle, 1964 yılından bu yana bütün dünyaya yayılmış, yüzlerce cinayet işlemiş bir kara çetenin geliştirdiği -nasılsa İsviçre tarafından da benimsenmiş- “Ermeni soykırımı” tezleri, Mahkeme’nin Perinçek’i haklı bulmasıyla, darmadağın olmuştur.

‘Bilim hiçe sayıldı’

Dile kolay, egemen kapitalist-emperyalist ekonomik düzenin sağladığı olağanüstü kaynaklar kullanılarak, “Ermeni soykırımı” yalanı üretildi. Özellikle Türk kökenli gençlere akademik eğitim olanakları sunuldu. Hollanda ve Amerika’da üniversitelerde değişik adlarla kurdurulan, akademik unvanlar dağıtıldı. Özel “soykırım” bölümleri, “Soykırım Enstitüleri” kuruldu. Uzman kılığına büründürülmüş, akademik unvanlar verilmiş sözde bilim adamları, Türkiye’de, dış ülkelerde, internette parayla çıkar sağlanarak türetilmiş yazıcı-gazeteciler, önceden satın alınarak yazdırılan kitaplar, makaleler, bilimselmiş gibi düzenlenen konferanslar, isim yapmış rejisörlere yaptırılan filmler, salt propagandaya yönlendirilmiş yüzlerce internet sitesi, binlerce ırkçı-terörist aktivistin propagandaları, şimdi bütün bunların hepsi geçerliliklerini, değerlerini yitirmiştir, AİHM’nin Perinçek-İsviçre Kararı ile...

‘Soykırım temelsiz çıktı’

Karar, yalnızca, İsviçre’nin Perinçek’i cezalandırmasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesindeki “İfade Özgürlüğü”nü ihlal ettiğini; Perinçek’in açıklamalarının kamu güvenliğini tehlikeye düşürmediğini; ifade özgürlüğünün kötüye kullanılmamasını öngören 17. maddenin Perinçek tarafından çiğnenmemiş olduğunu hükme bağlamıyor. Karar aynı zamanda Ermeni hükümetleri ile, dış ülkelerde yaşayan Ermeni kökenliler ve onların uzantısı terör örgütlerinin ve yandaşlarının, Ermeni tezleri yanında yer alan bütün uluslararası kuruluşların, parlamentoların, eyalet meclisi ve hükümetlerinin aldığı “ E r m e n i soykırımı”nı olumlayan yaklaşım ve kararların temelsiz olduğunu da kanıtlıyor. (Bu konu Karar metnine bağlı incelikli bir yaklaşımla, ayrıca ele alınmalıdır.)

İsviçre’nin 18 Mart 2014 tarihine değin Karar’ı temyiz etmesi durumunda, bunun sonucunun da beklenmesi gerekecektir. Fakat bu ihtimal zayıftır.

talatpasa berlin mitingi2

Beyhan YILDIRIM >>> Alman Meclisi ve AB ülkelerinin 1915 iddialarını etkiler mi?

Ülkü BAŞSOY >>> Yalnız onları değil, AB Parlamentosu’nun, Avrupa Konseyi’nin önerilerini, kararlarını da mutlaka etkilemesi gerekir. AİHM’nin Doğu Perinçek’in, “soykırımı kesinlikle bir hukuksal kavram olduğu” görüşüne açık bir söylemle katılmış olması bunu kanıtlamaktadır.

“Ermeni Tehciri insani değildir” biçiminde konuşabilen bir Dışişleri Bakanı’nın “gönülsüz” yapacağı, yaptıracağı girişimlerin etkileyici olabileceğinden kuşku duyuyorum.

Ancak bu ve benzeri uluslararası kuruluşlar, parlamentolar, vermiş oldukları kararlardan dönmeyi -ulusal ve küresel onur ve saygı (prestij) kaybına uğrayacakları için- Ermeni diasporasının da baskısıyla, en azından kısa dönemde göze alamayacaklardır. Bu nedenle, Türk hükümetinin, siyasal partilerin ve özellikle sivil toplum örgütlerimizin ve vatandaşlarımızın şimdiden etkileyici diplomatik ve özel girişimler başlatması gerekir.

Ancak, Rauf Denktaş Başkanlığındaki Talat Paşa Komitesi’nin Lozan, Paris ve Berlin etkinliklerini desteklemek bir yana, onlara engel olmak istemiş bir hükümet ve Ermenistan’a gidişi sırasında “Ermeni tehciri insani değildir” biçiminde konuşabilen bir Dışişleri Bakanı’nın “gönülsüz” yapacağı, yaptıracağı girişimlerin etkileyici olabileceğinden kuşku duyuyorum.

Öteki siyasal partilerimizin konuya ilgisizlikleri, Talat Paşa Komitesi’ne karşı takındıkları cılız tutum da göz önüne alındığında, yurtiçi ve dışındaki vatansever kuruluşlarımıza daha yoğun ve önemli görevler düşecektir. Bunun için de AİHM Kararı’ndan sonra oluşan yeni ve yararlı (avantajlı) ortamda, ivedilikle yeni örgütlenmelere gidilmesi gerekmektedir.

Beyhan YILDIRIM >>> Türkiye’yi mahkûm etmeyi amaçlayan Parlamento kararları için Türk toplumu neler yapmalıdır?

Ülkü BAŞSOY >>> Bence öncelikle Doğu Perinçek ve Talat Paşa Komitesi’nin program ve amaçlarını, gerçekleştirdiklerini, yaptıklarını, AİHM’nin “arret Perincek c. Suisse” Karar’nı iyice anlatmalılar ve bir program içinde konuyla ilgili resmi ve resmi olmayan kurum ve kuruluşlar önünde aydınlatma girişimlerinde ve istemlerinde bulunmalı, toplantılar düzenlemelidirler. Bu da sözünü ettiğim yeni bir örgütlenmenin eylem ve uygulamalarıyla gerçekleştirebilir.

talatpasa berlin mitingi

Beyhan YILDIRIM >>> 2005-2007, Lozan, Berlin, Paris Talat Paşa Harekâtı eylemlerine katıldınız. Lozan’da neler oldu? Berlin’de ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Ülkü BAŞSOY >>> Ben ne yazık ki Lozan’a katılamadım. Paris Toplantısı’nda; Berlin Yürüyüşü ve Toplantısı’nda vardım. Talat Paşa Komitesi, Paris Toplantısı’nda kuruldu, yaşadı ve yaşayacak; güzel görevler üstlendi.

Orada, ne güzel, Hollanda’dan gelen gençler de konuşmuştu. Yine o toplantı sırasında tanıdığım İsviçre Bern Kantonu eski milletvekili dostum Albert Houriet’yi, izleyen yıllarda Hamburg’a çağırdık; 18 Nisan 2012’de Hamburg Üniversitesi’nde, Türk ve yabancı öğrencilerin, Alman ve Ermenilerin de katıldığı bir toplantıda, sorununun gerçek yönlerini anlattı.

Çoğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu salonda Houriet’nin “Ermeni soykırım” savlarına değinirken, “c’est cinema!” [bu bir tiyatrodur] deyişi aklımdan hiç çıkmaz.

Berlin’de tüm engellemelere karşın yürüyüşte İsveç, İtalya gibi ülkelerden gelmiş 10.000 kişi vardı. Alman Polisi etkinliklere izin vermedi. Etkinlik mahkemeden son dakikada alınabilen bir kararla gerçekleştirilebilmişti. Akşamki toplantı, coşku içindeki bini aşkın dinleyicinin katılımıyla yapıldı.

“Soykırım” savlarında Almanya’nın önde gelen uzmanı, Tessa Hofmann bile, Avrupa’daki Doğu Perinçek girişimleri Talat Paşa Komitesi eylemlerinin Avrupa’daki kamuoyları ve karar verici merciler üzerinde etkili olduğunu, -üzülerek!- yazmıştır.

Beyhan YILDIRIM >>> Avrupa’daki gençleri bilinçlendirmek için neler yapılmalıdır?

Ülkü BAŞSOY >>> Ne yazık ki durum dediğiniz gibi. Alman Meclisi’nin 15 Haziran 2005’de Ermeni yanlısı tek yönlü değerlendirmelerini “Erinnerung und Gedenken an die Vertreibungen und Massaker an den Armeniern 1915 - Deutschland muss zur Versöhnung zwischen Türken und Armeniern beitragen” başlığıyla yasalaştırdıktan sonra “sözde soykırım”a, Alman eğitim programlarında yer verilmeye başlanmışsa da uygulama çok yaygın olmamıştır. Şimdi bu durumdan Ermeniler kaygı duymaktadırlar. Bu yıl ve önümüzdeki yıl Ermenilerin, onlarla birlikte davranan kiliselerden de destek alarak, sözde “Ermeni Soykırımı” nın tüm Alman okullarında öğretilmesinin sağlanması için Alman Eğitim Bakanlığı üzerinde baskı yapmaya çalışacakları kuşkusuzdur. Bu durumda bizim de, bu kez AİHM’nin kararıyla da güçlenmiş olarak, daha iyi ve etkin biçimde örgütlenip geniş ve yoğun girişimlerde bulunmamız gerekecektir.

Karar örneğin Alman basınında pek yer verilmemiş olması anlamlıdır. Bir olasılıkla unutmak, unutturmak isteyecekler, Ermenilerin de yönlendirmesiyle görmezden geleceklerdir. Bu durumda bizim de, özellikle İsviçre’nin karara karşı gelmesi üzerine 18 Mart’tan sonra vereceği karar izleyen günlerde, daha önce kurulmuş olacak yeni bir örgütlenme ve program içinde hem kendi vatandaşlarımızı ve gençlerimizi, hem de Alman resmi kuruluşlarını, kiliseler dahil sivil toplum örgütlerini, medyayı aydınlatmamız gerekir. Böyle bir dönemde Mehmet Perinçek gibi Rus arşivlerine dayanarak birçok gerçeği gün ışığına çıkarmış bulunan bir uzmana uygulanmakta olan dış ülkelere çıkma yasağının sürüdürülmesi anlamsızdır.

Avrupalı Türkler etkili oldu!

Beyhan YILDIRIM >>>  ‘Zaferin babası çok olur.’ Bu bağlamda, Avrupa’daki Türklerin karara ilişkin katkıları nelerdir?

Ülkü BAŞSOY >>> Evet, ama Napolyon da “zafer en çok direnenindir”- “La victoire appartient à celui qui persévère” demiştir. Atatürk ve Türk ulusu direndi, hem de ne direnme! Kurtuluş Savaşımızla ‘zafer’ bizim oldu.

Doğu Perinçek de Talat Paşa Komitesi de direndi, direniyor; hem de nasıl, bütün dünyanın tanıklığında. Doğallıkla, son yengi bizim olacaktır.

AİHM Kararı’na Avrupa’daki Türk Toplumu’nun katkıları, öncelikle, Rauf Denktaş ve Doğu Perinçek’le arkadaşlarının liderliğindeki Talat Paşa Komitesi’nin düzenlediği, Atatürkçü Düşünce Dernekleri tarafından da desteklenen yürüyüş ve toplantılar yoluyla - etkileyici - olmuştur. Lozan, Paris ve Berlin toplantılarının, yürüyüşlerinin AİHM kararının bu içerikle çıkmasındaki yeri, Dava’nın Doğu Perinçek tarafından kazanılmasından sonra, biraz önce de belirttiğim gibi, Almanya’daki en katı sözde “Ermeni Soykırımı” yanlısı Tessa Hofmann tarafından da kabul edilmiştir.

Bu arada şunu da eklemem gerekir: Talat Paşa Komitesi ve Almanya’daki ADD’lerin Ermeni soykırımı savları konusundaki eylemlerini desteklememiş, hatta bunlara karşı çıkmış olan Almanya’daki “Türkler”in çatı örgütü olduğu savındaki Almanya Türk Toplumu’nun tutumu anlamak olanaksızdır. Bu konunun ayrıca irdelenmesi kanısında olduğumu belirtmek isterim.

*** *** ***

ulku bassoy

Ülkü Başsoy, Ermeni sorunuyla ilk kez Buenos Aires Büyükelçiliğimizde görevliyken 1964 yılında karşılaştı. O tarihten bu yana sorunun Ermeni diasporası tarafından bugünkü durumuna nasıl getirildiğini yaşadı.

Viyana Büyükelçiliğimiz Müsteşarlığı sırasında ASALA tarafından öldürülen Daniş Tunalıgil cinayetini, o zaman Büyükelçilik Başkatibi olan Ertuğrul Apakan’la birlikte; 1984 yılında da aynı örgütçe gerçekleştirilen Büyükelçilik Çalışma Ataşe Yardımcısı Erdoğan Özen cinayetini yaşadı.

Başsoy, Ermeni sorununun başlatılması, sürdürülmesi ve dünyaya tanıtılmasında Ermeni diasporası ve terör örgütlerinin kullanılmasının arkasında - 1964 yılının da imlediği gibi - öncelikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin etkili olduğu kanısındadır.

Söyleşi : Beyhan YILDIRIM - 15 Ocak 2014 - Aydınlık

Slider

Son Yazılar