Kazdağları...

Slider

misir_seydibesir_kuveysne_osmani_userayl_harbiye_kampi225

Acaba duymuşluğunuz var mı “Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-i Harbiye Kampı Türk Soykırımını?

Seydibeşir Soykırımı!

Sözde Ermeni Soykırımını duymayan kalmadı da, merak ediyorum acaba duymuşluğunuz var mı “Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-ı Harbiye Kampı Soykırımını?” Nasıl duymazsınız yahu!

Filistin Cephesinde, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı 15 bin Osmanlı askeri bu kampta, salt Türk oldukları için öldürüldü!

Kamp komutanları İngiliz’di. Çevirmenleri, yani esirlerle konuşmalarını sağlayanlarsa Ermeni. Efendim, Birinci Dünya Savaşı’nda 150 bin askerimiz esir düştü. Bunların bir bölümü Mısır’da, İskenderiye yakınlarında Seydibeşir Usare Kampı’na yollandı. Ve askerler 12 Haziran 1920’ye kadar, bu kampta, Nazi’lerin “çirkef ırklar” diye adlandırdığı Yahudi, Roman, Slav ve de Hitler karşıtı Almanlara, yirmi küsur yıl sonra uygulayacağı işkencenin beterini yaşadı inleye inleye, çığlıklar atarak da ruhunu teslim etti.

Karamanlı Asteğmen Ahmet (Altınay) Efendi kamptan sağ kurtulabilen üç beş kişiden biriydi: “Savaş bitti dediler. Ama ölenlerin dışında kimsenin kamp dışına çıkmasına izin vermedi İngilizler. Çünkü Ermeni tercümanları beynini yıkamıştı İngiliz subayların. ‘Bundan sonra çıkacak savaşta sizi doğrayacaklar; hem de burada tutuğunuz askerler!’ Buna inanan İngilizler de süngülerle dürte dürte askerlerimizi ‘mikroplardan arıtma kazanlarına’ soktular. Ama sıcak suya Krizol adlı bir ilaç atılmıştı bolca. Ayağını sokan asker acıyla haykırıyordu; cayır cayır yakan Lizol’ün etkisiyle. Suya kimse başını sokmak istemedi. Bunun üzerine İngiliz askerleri ateş etmeye başladı: Askerlerimiz kurşunlardan sakınmak için diz çöktü, başlarını suyun içine soktu. Başını çıkaran göremiyordu artık; kör olmuştu! Böylece 15 bin askerimiz kör oldu, ardından da öldü.”

Bu vahşet 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM’de gündeme getirildi. Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler, Mısır’da 15 bin askerimizin önce kör edilip sonra öldürülmesinin İngiliz Hükümeti katında dile getirilmesini, suçluların cezalandırılması için girişimde bulunulması gereğini belirtti. Devlet yeni, hükümet yeni, meclis yeniydi. Bu soykırım unutuldu, bir kaç kez daha konuşulduktan sonra.

İngiliz subaylarını yalan yanlış çevirilerle askerlerimizin aleyhine zehirleyen Ermeni çevirmenlerdi. Bunu ben söylemiyorum; dönemin Batılı diplomatları söylüyor. Örneğin ABD Lübnan Konsolosu Hull. Bu adam, 1911-1917 yılları arasında İstanbul’da görevliydi. İstanbul’daki ABD Elçiliğinde çalışan Baştercüman Arşak Sıkamavonyan’ı, Washington’a şikayet etmişti: “Babıali’nin sözlerini sürekli çarpıtıyor. Hemen bütün Elçiliklerde Ermeni çevirmenler çalışıyor. Alman meslektaşım örneğin, bu çevirmenlerin her şeyi abarttıklarını, yanlış çeviriler yaptıklarını, her fırsatta Türkleri yerin dibine soktuklarını söyledi.” İğneleri de çuvaldızları da kendimize batırmaya neden bu kadar meraklı sözde aydınlarımız? Çuvaldızı batıralım kendimize ama lütfen bir küçük iğneyi ayıralım ve 15 bin şehidimize rahmet dileyelim Allah’tan.

Bu Unutulur Mu ?

Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır’ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedildi. Kampın tam adı, ‘Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı’ idi. Bu kampta, 1918′de Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920′ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar. İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi.

kimyasal_ilac_banyosuyla_gozleri_kor_edilen_turk_askeri

Kimyasal İlaç Banyosuyla Gözleri Kör Edilen Türk Askeri!

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Osmanlı düşmanı haline gelmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı.

Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak; Suya normalin çok üzerinde ‘krizol’ maddesi katılmıştı.. Mehmetçik, suya daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu. Ancak, İngiliz Askerleri, dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler. Ancak, Bu kez İngilizler havaya (başlarının üzerine) ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için, çömelerek başlarını suya soktular. Ancak, başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleri yanmıştı.

Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 000 (15 bin) askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM’ de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin Krizol banyosuna sokularak, 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz Doktor, Garnizon Komutanı ve Askerlerin cezalandırılması için, TBMM’ nin teşebbüse geçmesini istediler. Ancak, Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı. Ağır sorunlarla uğraşan TBMM’ de Bu hesap sorma işi unutuldu gitti.

Ama onlar unutmuyorlar. Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması.

Aziz ÜSTEL - Ocak 2012

*************************************************

BAKANLAR KURULU KARARI :

Bu konuşmalar TBMM hükümetini de harekete geçirmiş ve konunun takip edilmesi için hükümet kararı alınmıştı. Ankara Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan 28 Haziran 1337 tarihli altında Mustafa Kemal Paşa'nın da TBMM Reisi sıfatı ile imzası bulunan Bakanlar Kurulu Kararı'nda da şunlar söyleniyordu:

"Malta'da mevkuf bulunanlar ile Mısır'da onbeş bin esiri kasten malül bırakan İngiliz tabibleriyle garnizon kumandan ve zabitleri hakkında Edirne Mebusu Şeref ve Faik beyler tarafından verilüp icra Vekileri Heyeti'ne tevdi ve tensip edilen ve Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesi'nin 29. 5. 337 tarihli ve zabıt ve kavanin kalemi 354/706 numaralı tezkere ile mürsel takrir icra vekilleri heyetinin 28.6.337 tarihli içtimaında kıraat olunarak lazım gelen bu mütalaati fenniye dermeyanı zımnında Sıhhiye ve teşebbüsatı siyasiyede bulunmak üzere Hariciye Vekaleti'ne takrir sureti musaddakasının lefiyle işarı karagir olmuştur. 28 Haziran 337"

*************************************************

"Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz."

Mustafa Kemal ATATÜRK

Slider

Son Yazılar